0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
39
Okunma
Bu ve benzeri şiirlerin her birinin yaşanmış bir hikayesi var. Ancak bu yaşanmışlıklar özelime ait olduğu için ayrıntı veremiyorum. Şiirin ruhunu da etkilemek bana doğru gelmiyor. Ruhumda gezinmemiş dizeleri zaten ben kendim anında siliyorum. Saygılarımla...
Gece, sırtımda ağır bir hırka gibi,
Çöküyor ormanın sustuğu yere.
Adımlarımda kırık dalların fısıltısı,
İçimde kimsenin bilmediği o kadim sızı.
Bir başıma, upuzun bir karanlığın ortasındayım.
Yukarıda dolunay,
Bütün çıplaklığıyla yüzleşiyor yalnızlığımla.
Gümüş bir neşter gibi saplanıyor ışığı gölgeme,
Sanki hesap soruyor geçmişten;
Neden bu kadar sessizsin diye...
Yaralı bir kurt, kaç kez sığınır kendi kuytusuna?
Kaç kez sarar kanayan izlerini diliyle?
Boğazımda düğümlenir o vahşi, o mahzun uluma.
Ne bir feryat, ne bir sitem geceye;
Sadece gözlerimde biriken o puslu hüzün,
Ve gururumdan ödün vermeyen o mağrur duruş.
İşte o Yaralı Kurt, tam şuramda, benim içimde...
Kendi kanımda...
Dipsiz bir çaresizliğin koynunda boğulurken,
Dolunayın soğuk ışığında eriyor ruhum.
Hüznüm ormanın karanlığı kadar büyük,
Yalnızlığım ise pençesini geçirmiş kalbime;
Sessizce, upuzun bir geceye teslim oluyorum.
Not; bestesi olmayan nadir içe dönük şiirlerimden biri.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.