1
Yorum
9
Beğeni
0,0
Puan
46
Okunma

Bu sabah
uzun zamandır ilk kez
erkenden uyandım.
Aynaya baktığımda
yüzümde yılların bıraktığı
yorgunluğu gördüm.
Tıraş olurken
aklıma sen geldin.
Sakallı hâlimi hiç sevmezdin.
Yüzümü iki elinin arasına alır,
"Böyle daha çok sen oluyorsun." derdin.
Dolaptan beyaz gömleğimi çıkardım.
Yakasını düzeltirken
istemsizce gülümsedim.
Eskiden bunu sen yapardın.
Ben özellikle yamuk bırakır,
seni kızdırırdım.
Yolda
bir paket sigara aldım.
Ama yakmadım.
Sen sigaradan nefret ederdin.
Daha doğrusu
kokusundan.
Ben de içtikten sonra
ellerimi uzun uzun yıkardım;
saçlarına sinmesin diye.
Bunu sana hiç söylemedim.
Sevgiyi göstermekte
hep geç kaldım.
Seni en çok
inciten yanlarımı gösterdim.
Seni korumaya çalıştığım
küçük şeyleri de
içimde sakladım.
Mezarlığa vardığımda
rüzgâr esiyordu.
Adını taşın üzerinde görünce
gerçekten öldüğüne inandım.
Oturdum.
Konuşmak istedim.
Sesim çıkmadı.
Son görüşmemiz geldi aklıma.
Ne büyük bir kavga etmiştik,
ne de güzel bir veda.
İkimiz de yorulmuştuk.
Sen,
"Biraz daha kal." demiştin.
Ben saate bakıp,
"Sonra uzun uzun konuşuruz." demiştim.
O "sonra"
ikimizin de ömrüne yetişemedi.
Yıllar geçti.
Seni aramayı
çok düşündüm.
Her defasında
başka bir bahaneye sığındım.
İş.
Yorgunluk.
Gurur.
Zaman.
Hepsi birbirine benzeyen yalanlardı.
Bir gün
seni artık arayamayacağımı öğrendim.
Bazı insanlar
ertelendikleri gün kaybediliyormuş.
O gün anladım.
Sen hep
çocuk gibi küserdin.
Beş dakika konuşmaz,
altıncı dakikada
kendi küslüğüne dayanamaz,
gülmeye başlardın.
Ben de
nasıl olsa yine barışırız
derdim.
Meğer
bazı küslüklerin
altıncı dakikası olmuyormuş.
Yağmur başlayınca
camı açar,
"Evin biraz yağmur kokması lazım." derdin.
Roman okurken
son sayfaya gizlice bakar,
sonra hiçbir şey olmamış gibi
okumaya devam ederdin.
...
Kalkmadan önce
elimi mezar taşının üzerine koydum.
Uzun süre
hiçbir şey söyleyemedim.
Son kez
adını fısıldadım.
"Hoşça kal."
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.