1
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
59
Okunma
Hele yaklaş yamacıma evlat, yaklaş da ciğerimin dumanını yakından gör.
Sen bakma buralarda sustuğuma; kulaklarıma zincirlerinden boşanmış bir feryat gibi o kadim çığlığı gelir her gece: ,
"Bîngol şewitî, mij û dûman e... Megrî, megrî dayê megrî..." (Bingöl yanıyor, sis duman oluyor... Ağlama, ağlama anne ağlama...)
Biz öyle kapkara, öyle bahtsız bir zamana denk geldik ki evlat...
Günlerden bir gün postal sesleri yardı gecenin mahrem sessizliğini, "esker ketin nav gundan e..." (askerler köylere girdi...)
Evler çembere alındı, "va! qomandan bê îman e" (işte! komutanlar inançsızdır) dedikleri o merhametsiz karanlık çöktü tepemize.
Ve tam o kıyametin ortasında, "Zekî kuştin ber malan e..." (Zeki’yi evlerin önünde öldürdüler...)
Zeki’yi, henüz gençliğine doyamamış o kınalı fidanı kendi evinin önünde, anasının gözleri önünde vurup öldürdüler.
Onun kanı toprağa sızdığı an, Bingöl’ün üstüne simsiyah bir sis çöktü.
Milleti meydanda coplarla, hakaretlerle topladılar; "millet topkir bi copan e..." (millet sopalarla/coplarla toplandı...)
İnsanlar çaresizdi ama bir annenin ciğerinden kopan o "Megrî" feryadı dağı taşı eritmeye yetti.
Söyle bana, evladı kapının eşiğinde cansız yatan bir ana nasıl ağlamasın?
O inançsızlığın karşısında, bağrı yanık bir memleket nasıl sussun?
İşte o kapkara gecenin ardından yollara döküldü yalın ayaklar; göçün ve sürgünün o bitmek bilmeyen uğultusu başladı dağ geçitlerinde.
Arkamızda dumanı tüten bir vatan, önümüzde ise donmuş umutlar...
Ne Zeki’nin kanı temizlendi o taş duvardan ne de kulaklarımızdan silindi anaların o dilsiz isyanı. Biz o yangının sönmeyen közünü bağrımızda taşıyarak yürüdük, gurbetin o soğuk ve yabancı kucağına sığındık.Ama annesinin o feryadı halen kullağımda
KÜRTÇE OKUNUŞU VE TÜRKÇE ANLAMI
Lê lawo, kura mın, berxıkê ber dılê mın!
(Oy oğul, canım oğlum, göğsümün üstündeki kuzum!)
Te ber derî kuşthın, wan şewıtand cîgera mın.
(Seni kapının önünde öldürdüler, ciğerimi yaktılar.)
Mıj û dûman gırtıye serê çîyayên Çewlıkê,
(Sis ve duman kaplamış Bingöl dağlarının başını,)
Zemherî sar e, te çawa hışt ev destên mın?
(Zemheri soğuktur, nasıl bıraktın bu ellerimi?)
Felekê bêîman e, dor gundê me gırtıne,
(Felek inançsızdır, köyümüzün etrafını sarmışlar,)
Zekıyê mın kuşthın, xwîna wî rıjandıne.
(Zeki’mi öldürdüler, onun kanını akıttılar.)
Çawa megrî dayık, çawa raneweste ev dıl?
(Nasıl ağlamasın anne, nasıl dursun bu kalp?)
Ronıya çavê mın bırın, tarîtiyê re hıştıne.
(Gözümün nurunu götürdüler, beni karanlıkla bıraktılar.)
Dengê feryadê jı Çewlıkê bılınd dıbe,
(Feryadın sesi Bingöl’den yükseliyor,)
Zekî kuşthın, dılê dayıkê hûr dıbe.
(Zeki’yi öldürdüler, annenin kalbi parça parça oluyor.)
Cîhan tarî bû, wekî şeva zıvıstanê,
(Dünya karardı, bir kış gecesi gibi,)
Jı bo xortê mın, hêsırên xwînê dırıjhe.
(Genç oğlum için, gözlerden kanlı yaşlar dökülüyor.)
Ber derî rawestıya, nehîştın herê,
(Kapının önünde durdu, bırakmadılar gitsin,)
Nîşana zılmê lı ser sîngê wî derê.
(Zulmün nişanı onun göğsünden vurur.)
Dayê megrî dıbên, lê dıl çawa raneweste?
("Anne ağlama" diyorlar, ama kalp nasıl dursun?)
Zemherî sar e, Zekî çû nava axa sar ê.
(Zemheri soğuktur, Zeki o soğuk toprağın bağrına gitti.)
Şimdi hangi kitaba sığar bu acı, hangi kalem layığıyla yazar bu zulmün defterini? Ömür biter, şehirler küle döner ama bu hafıza asla silinmez; çünkü bu kara kış, bu Zemheri benim mührümdür.
Al bu ağıtı Veysel Sarı’nın adıyla nakşet kitabının sayfalarına; yaz ki o sisin ve dumanın ardında kimlerin can verdiğini, bu yüreğin nasıl yandığını dünya alem unutmasın...
Veysel Sarı’nın Anlatımıyla
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.