0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
91
Okunma
İzbe varoşlardan geçti bu yorgun kalbim,
Beyaz önlükler içinde, gecenin nöbetinde.
Bedenim hastane koridorlarında bir gölge,
Ruhum ise hep sende, hep senin dizinde.
Sırf bir an daha yakın olmak için sana,
Gündüzü geceye kattım, uykuları yitirdim.
Işığın sızardı o soğuk odalara,
Ben en güzel şiirlerimi Nur yüzüne biriktirdim.
Arada bir kaçardık Kıyıköy’ün kıyısına,
Denize girmeden, saatlerce yan yana...
Ufkun mavisinde sustuğumuz o anlar,
Şimdi birer hatıra kaldı fırtınalı dünyama.
Yaz serinliğinde bir cevval duruşun vardı,
Buz tutmadan önceki o en sıcak anda...
Senin varlığın, yorgunluğuma tek dermandı,
Her nöbet bir vuslattı sanki benim dünyamda.
Ne oldu da kırptın koyun misali o güzelim saçları?
Hangi rüzgâr kopardı seni benden, kime kızdın?
Suçlusu ben miyim bu sessiz vedanın,
Yoksa o kırılan, o kesilip giden saçların mı?
Yıllar sonra bir metro merdiveninde kesişti yolumuz,
Sen aşağı iniyordun, ben yukarı çıkıyordum.
Bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden zaman;
Konuştuk havadan sudan, içimde büyüyen ah’la...
Sen orada başka birini bekliyordun sakince,
Bense bir ömür sadece seni bekliyordum...
Şimdi ne zaman bir yürüyen merdivene adım atsam,
O inişte seni, o çıkışta çaresizliğimi görüyorum.
Ayrı yuvalar kuruldu, geçti koca otuz yıl,
Hayat kendi yolunda aktı, yüzümüzü yaşlandırdı.
Ama ne zaman Kıyıköy’e bir dalga vursa,
Yüreğim yine o merdivende, seninle durdu...
02.07.2026
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.