1
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
39
Okunma
Anlam denizi,
kendi tuzunu kendi sessizliğinden damıtan eski bir yaradır.
Kıyılar, unutulmuş aynaların pasıdır;
rüzgâr, kırık pusulaların yetim alfabesi.
Ben, adımı çoktan yutmuş bir dalganın gölgesinde beklerim.
Her insan, göğsünde su geçiren bir sandal taşır.
İçimize dolan şey deniz değildir;
adını koyamadığımız boşluğun ağırlığıdır.
Küreklerimiz zamandan yontulmuştur,
ama hiçbir zaman zamana karşı çekilemez.
Gece, siyah bir istiridye gibi kapanırken
karanlık, inci yerine suskunluk büyütür.
Ay, göğün kör balıkçısıdır;
ışığını değil, kaybolan yüzleri avlar.
Ben her dalgada başka bir ömrün kırık yankısını duyarım.
Kelimeler...
Suyun altında çürümeyen kemiklerdir.
Onları ağza alan, biraz deniz olur;
biraz mezar, biraz göç.
Çünkü en ağır cümleler, hiçbir dile uğramadan batar.
Derinlikte, gözleri olmayan balıklar dolaşır;
onlar hakikati görmek için değil,
ona çarpmak için yaratılmıştır.
İnsan da böyledir belki:
En büyük anlamını, en büyük karanlığına çarptığında duyar.
Sonunda anladım;
anlam denizinin bir kıyısı yokmuş.
Kıyı dediğimiz şey,
yorulan ruhların uydurduğu son masalmış.
Ve biz, birbirimizi kurtarmaya çalışan kayıp sandallar değil;
aynı dalganın birbirinden habersiz kırılan köpükleriyiz.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.