0
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
33
Okunma
Mühürlü gözler,
suskun yatağın soğukluğunda bekler;
gecenin loşunda yazılan defterler,
eski anıların tozlu raflarına karışır.
paragraflar birbirine çarpar,
anlamsız kıvılcımlar saçılır karanlığa.
Uykusuzluk,
kapı aralığından sızan işkence gibi çöker omuzlara;
Kafalar bulutlu bir sabah gibi karışık,
göz kapakları yorgun—
sanki günün ağırlığını taşıyan iki yorgun perde.
Düşler, evrene hasrettir;
mühürlü sandığın içinde,
demsiz bekleyişe mahkûm.
Sessizlik bile küser bazen,
gecenin karanlığına;
çünkü karanlık, saklandıkça ağırlaşır.
Bağırmalar, çağırmalar yüreğinde haykırıştır;
duvarlara vuran yankılar hapisliğin kaydını tutar.
Yürek, kelimelere zincirler takar;
titreyen virgülün yanında nefes almaya çalışır.
Yorgun ayaklar noktalara varamaz;
yol, sis perdesi gibi açılıp kapanır önlerinde.
Ama yazılanlar… mutlaka yılmazlaşır;
çünkü kelimelerin de küllerinden doğan bir iradesi vardır.
Cesaret, virgüle inat yürür;
cümlelerin dar koridorlarında
içinde uyuyan o aslanı uyandırmaya çalışır.
Okuyanlar, derinliktir ruha ;
çünkü herkes kendi gölgesini arar satırlarda.
ve ...muhürlü gözlerde saklı ...
Yazan yorulur, okuyan unutur;
ve şiir—
mum alevinin son titreyişi gibi,
sessizce yok olur.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.