0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
23
Okunma
Bir gece, herkes uyurken çıktım yola,
Ay ışığı omzuma ince bir örtü gibi serilmişti.
Şehir susmuştu;
Sokak lambaları, nöbet tutan ihtiyarlar gibi
Kaldırımların başında bekliyordu.
Gökyüzüne baktım.
Milyarlarca yıldız vardı,
Her biri kendi yalnızlığında yanıyordu.
O an düşündüm;
İnsan da bir yıldız değil miydi?
Karanlığın içinde küçücük bir ışık,
Sönene kadar kendi hikâyesini anlatan.
Çocukluğumu hatırladım.
Bir avuç toprağın içinde krallıklar kurduğum günleri,
Yağmur yağınca deniz sandığım su birikintilerini,
Annemin sesini,
Babamın uzaklardan gelen ayak seslerini,
Bayram sabahlarını,
Eskimeyen kokuları...
O günlerde dünya daha büyüktü sanki.
Dağlar daha yüksekti,
Yollar daha uzundu,
Hayaller daha yakındı.
Sonra büyüdüm.
Büyümek dedikleri şey meğer
Biraz kaybetmekmiş.
Bir oyuncağı,
Bir dostu,
Bir sokağı,
Bir mevsimi...
Her yıl insanın içinden sessizce bir şey eksiliyormuş.
Bir gün ilk yenilgimi tattım.
Dünya durmadı.
Güneş yine doğdu,
Kuşlar yine uçtu,
İnsanlar yine güldü.
Oysa ben sanmıştım ki
Kalbim kırılınca gökyüzü de çatlayacak.
Meğer hayat,
Hiçbirimizin acısına göre dönmüyormuş.
Bir gün ilk kez sevdim.
Bir insanı değil yalnız;
Bir sesi,
Bir bakışı,
Bir gülüşü,
Bir ihtimali...
İnsan bazen gerçekleşmeyen şeyleri de sever.
Ve bazen en derin yaraları
Hiç yaşanmamış hikâyeler bırakır.
Sonra yollar ayrıldı.
Bazıları vedalaşarak gitti,
Bazıları sessizce.
Bazıları bir mektup bıraktı ardında,
Bazıları yalnızca boşluk.
Öğrendim ki;
Her giden düşman değildir.
Her kalan dost değildir.
Ve her hikâye mutlu bitmek zorunda değildir.
Yıllar geçti.
Saçlarıma görünmeyen kışlar yağdı.
Yüzüme zamanın ince çizgileri işlendi.
Bir aynanın karşısında durup
Tanımaya çalıştım kendimi.
Çocukluğumdaki o delikanlı neredeydi?
Hangi kavşakta bırakmıştım onu?
Hangi hayal uğruna değişmiştim?
Cevap gelmedi.
Bazı soruların cevabı yoktur.
Bazı cevapların da sorusu.
Bir sabah tarlaların yanından geçtim.
Başaklar rüzgârla eğilip kalkıyordu.
O an fark ettim;
İnsan da onlar gibidir.
Fırtınaya direnen değil,
Kırılmadan eğilebilen ayakta kalır.
Dağları gördüm sonra.
Yüzyıllardır aynı yerde duran dağları.
Onlar bana sabrı öğretti.
Nehirleri gördüm.
Durmadan akan nehirleri.
Onlar bana hareket etmeyi öğretti.
Ağaçları gördüm.
Kökleri toprağa bağlı,
Dalları göğe uzanan ağaçları.
Onlar bana insan olmayı öğretti.
Köklerinden kopmadan yükselmeyi...
Bir gün savaş haberleri geldi uzak diyarlardan.
Birileri ölüyordu.
Birileri kazanıyordu.
Birileri kaybediyordu.
Ve dünya dönmeye devam ediyordu.
O gün anladım;
İnsanlık ilerliyor olabilir,
Ama acının dili hiç değişmiyor.
Bin yıl önce dökülen gözyaşıyla
Bugün dökülen gözyaşı aynı tuzu taşıyor.
Sonra bir ihtiyar gördüm.
Bankta tek başına oturuyordu.
Yüzünde binlerce gün batımı vardı.
Yanına oturdum.
Konuşmadık.
Bazı insanlar konuşmadan da hikâye anlatır.
O ihtiyarın sessizliği bana şunu söyledi:
“Ömür, sanıldığı kadar uzun değildir.”
İşte o gün
Daha dikkatli yaşamaya karar verdim.
Daha çok sevmeye.
Daha az öfkelenmeye.
Daha fazla dinlemeye.
Çünkü zaman,
Kimse için yavaşlamıyor.
Şimdi gecenin bu saatinde yine gökyüzüne bakıyorum.
Yıldızlar hâlâ orada.
Ay hâlâ aynı ay.
Rüzgâr hâlâ eski türküler söylüyor.
Ama ben aynı ben değilim.
Yollar değiştirdi beni.
Kaybettiklerim değiştirdi.
Kazandıklarım değiştirdi.
Dualarım değiştirdi.
Sessizliklerim değiştirdi.
Ve bütün bunların sonunda öğrendim ki;
Kader, gökten inen görünmez bir zincir değildir.
Kader;
Yıkıldıktan sonra ayağa kalkabilmektir.
Korkarken yürüyebilmektir.
Karanlığın içinde ışığı arayabilmektir.
Bir lokmayı paylaşmak,
Bir yetimin başını okşamak,
Bir dostun yükünü hafifletmek,
Bir yabancıya selam verebilmektir.
Çünkü insanın gerçek büyüklüğü
Sahip olduklarında değil,
Başkalarına bıraktığı iyilikte saklıdır.
Ve günün birinde,
Sonbaharın sessiz bir akşamında,
Belki bir yaprak gibi düşeceğim toprağa.
Arkamdan ne kadar konuşulacağını bilmiyorum.
Kaç kişinin beni hatırlayacağını da.
Ama isterim ki;
Bir yerde bir insan,
Bir iyiliğimi hatırlayıp tebessüm etsin.
Bir çocuk,
Benden kalan bir sözü hatırlasın.
Bir dost,
Adımı duyunca içi ısınsın.
İşte o zaman,
Ömrün bütün yorgunluğu anlam kazanacak.
Ve ben,
Kaderin nehrinde sürüklenmiş bir yaprak değil,
Kendi yolunu aramış bir insan olarak
Sessizce gözlerimi kapatacağım.
Gökyüzü yine yıldızlarla dolu olacak.
Rüzgâr yine esecek.
Dünya yine dönecek.
Ama benim hikâyem,
Beni tanıyanların kalbinde
Küçük bir ışık olarak yaşamaya devam edecek.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.