1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
32
Okunma
Ey Sevgili!
Bir damlanın hasretinde büyüdü deryalarım.
Yanan çöllerin göğsüne gizledim adını.
Susuz kuyuların kalbine gömdüm feryadımı.
Gece, hırkasını giymiş bir derviş gibi
ufku bürüdüğünde
anladım,
insanın en derin yarası
gidecek başka bir kapısının olmamasıymış.
Ey Sevgili!
Bir gölgenin izinde
kendi aslına yürüyen seyyah gibi
düştüm yollara.
Yorulmak korkutmadı beni,
durmak korkuttu.
.
Bir mumun alevinde
kendi sonunu gören pervane gibi
koştum ışığına.
Yanmak korkutmadı beni,
sönmek korkuttu.
Kuyu dibinde unutulmuş
paslı bir tas gibi bekledim.
Her gece
göğün avucundan düşen yıldızları
emanet bildim.
Hiçbirine sahip olmadım.
.
(Çünkü biliyordum
ışık elle tutulmaz,
yalnızca yüze vurur.)
Ey Sevgili!
Mesafe kısalmıyordu belki
ama inanç eritiyordu yokuşları.
Bir dervişin hırkasında,
Bir kuşun yuva telaşında,
Bir yaprağın düşüşündeki o sükûtta
aynı mühür parıldıyordu.
.
Ben o mührü
dünya telaşından unuttum.
Her kaybettiğimde
yine Sen’in kapında buldum.
Ey Sevgili!
Dağlar yürümüyordu belki
ama sabır yürüyordu içimde.
Bir çobanın değneğinde,
bir yetimin ekmeğinde,
bir annenin duasında
aynı nefes dolaşıyordu.
.
Ben o nefesi
bin kere kaybettim.
Bin birinci defa
yine Sen’de buldum.
…
Bir yaprak düştü.
Mevsim değişmedi.
Ben değiştim.
.
(Çünkü bazı sonbaharlar
ağaçlardan değil,
insanın içinden doğar.)
.
Bir tohum çatladı.
Toprak uyanmadı.
Ben uyandım.
.
(Çünkü bazı baharlar
bozkırlardan değil,
insanın sinesinden başlar.)
Ey Sevgili!
Göğsümde bir yangın taşıyorum.
Ne yağmur söndürebiliyor onu
ne fırtına.
.
Her rüzgârın
korunu biraz daha parlatıyor.
Anladım ki
hasret dediğin şey
mesafe değilmiş,
aynı göğe avuç açabilmekmiş.
.
Vuslat dediğin şey
sarılmak değilmiş,
tek vücut olabilmekmiş.
Bir çocuk gülümsedi.
Şehir affedildi.
Bir yaşlı secdeye vardı.
Yeryüzü biraz daha arındı.
Bir yağmur sesini kesti.
Gözyaşı konuşmaya başladı.
Ey Sevgili!
Ne çok kapı açıldı yüzüme.
Hiçbiri Sen değildi.
Ne çok rüya gördüm.
Hiçbiri hakikat olmadı.
.
Sonra bir gece
bütün aynaları kırdım.
Hayalimdeki silüetin göründü.
Ruhum hafifledi.
İşte o vakit
anladım ibadetin
doğrulmak değil,
eğilmek olduğunu.
…
(Gecenin sabahı vardır.
Hasretin yoktur.
Ateşin külü vardır.
Aşkın yoktur.
Dal kırılır.
Kök kalır.
Bulut geçer.
Dağ kalır.
Kul ise
yalnızca bir nefes.
.
Yağmur diner.
Toprak kalır.
Kul ise
yalnızca bir hece.)
Ey Sevgili!
Ateşin harında
İbrahim’in serinliğini duydum.
Nuh’un gemisinde
teslimiyetin ağırlığını.
Süleyman’ın karıncasında
merhametin küçük hâlini.
Asa’nın vuruşunda
Musa’nın heybetini.
Mağaranın sessizliğinde
Sıddık’ın sadakatini.
Ve hepsinin sonunda
aynı hakikat:
Kul eğilir,
göğe erer.
Kul diz çöker,
rahmet iner.
…
Taş, nehrin dibinde
yıllarca yuvarlandı,
köşeleri gitti,
özü kaldı.
.
(Ben de zaman nehrinde
yuvarlandım durdum,
bendeki köşeler gitsin,
bendeki Sen kalsın diye.)
Şimdi
elimde ne cevap var
ne soru.
Ne zafer
ne yenilgi.
Sadece
eşiğine bırakılmış
adanmış bir kalp.
Huzuruna serilmiş
hiçlikten bir gölge.
Bir serçe geçti gökyüzünden.
Kanadında Sen’den kalmış bir mevsim vardı.
Ben sadece bakabildim,
özlemek bazen uçmayı unutmaktır.
.
Bir damla düştü denize,
ne kayboldu,
ne ayrı kaldı.
Sadece
deniz oldu.
Anladım ki
kavuşmak,
bazen
kendini unutmaktır.
Ey Sevgili!
Ne kadar uzaksam
o kadar yakınmışım meğer.
(Çünkü mesafe bedendeydi,
kavuşma gönülde.)
Şimdi
avuçlarım dolu değil,
ama boş da değil.
(Çünkü
yakaranın elinde
her zaman
bir umut vardır.)
Beni
bende bırakmayan
her şeyi attım.
Sen’i arayanlar
neyi bulduklarını
bilsinler diye.
.
Beni
ben yapan her şeyi
eşiğinde bıraktım.
Sen’i bulanlar
neyi kaybettiklerini
görsünler diye.
.
Beni
ben diye avutan
her şeyi feda ettim.
Sen’i bulanlar
neyi kazandıklarına
şükretsinler diye.
Artık
ne yol istiyorum,
ne menzil.
Ne mucize bekliyorum,
ne keramet.
Sadece
Sen’i unutturacak
hiçbir şey
girmesin istiyorum
kalbime.
Kalbimde
Sen’den başka
hiçbir misafir kalmasın.
.
Ey Sevgili!
İşte
bütün duam
bundan ibaret.
.
(Amin!)
Düşünmek Yaşamın Pasını Silmektir, Karina Yayınevi, Ank, 2018.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.