0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
102
Okunma
I. KADERİN DÜĞÜMÜ
Sonbaharın ilk hüznü düştü göğe o gün,
Gökyüzü pas rengi, gökyüzü zifir…
Ağaçlar, içinden canı yavaşça çekilen adamlar gibi
Birer birer döktü yapraklarını.
Sarı yapraklar ağır ağır inerken toprağa,
Bir ananın duası gibi indin dünyamıza.
Kirpiklerine vuran o eylül güneşi
Ilık ama kederliydi lo bra
Sanki felek daha baştan mühürlemişti alnına
İçine işleyecek o kahpe acıları…
Adını Fırat koydular
Bir nehir gibi çağlasın, öfkeyle aksın diye ömrün,
Önüne çıkan kayaları yara yara devirsin diye
Öyle de yaşadın ulan
Coşkun, asi, boyun eğmeyen
Bir dağ yamacıydın sen kardeşim
Rüzgâr esti, fırtına koptu da yine eğemedi başını.
Ama yokluğu erkenden tanıdın sen
Ekmeğin sert yüzünü, gecenin zifiri soğuk sessizliğini,
İnsanın içine oturan o çaresiz kimsesizliği…
Daha gencecik baharında,
Omuzlarına yılların, zamansız kahrın yükü bindirilmişti.
II. GÖKYÜZÜNÜN KARARDIĞI O GÜN
O gün… O kahrolası, o puşt gün
Gökyüzü bile utandı da karardı sanki.
Yüksek gerilim tellerinde
Bir ömür asılı kaldı be kardeşim
Elektrik değil, feleğin kahpe çarkı çarptı seni
Bir anda kesildi o aslan sesin,
Bir ağacın en güçlü, en diri dalı
Ansızın kırıldı fırtınada.
En yeşil yaprağımızdın sen bizim,
Gözlerimizin önünde kurudun, kavruldun…
Hastane kapılarında nöbet tuttuk iki uzun hafta
İki cehennem haftası…
Bir makinenin soğuk, mekanik tıkırtısına sattık umudumuzu.
Belki bir parmağı kıpırdar… dedik,
Belki gözünü açar da ‘buradayım bra’ der…
Her öğle vakti koridorlara vuran o yetim güneşe baktım
Sanki ışık yüzüne değerse kalkıp yürüyecektin
Hastane kokusu ağır, zift
Doktorların dudaklarında kelepçeli yarım cümleler,
Bizim içimizde yarım kalan, göğe yükselen dualar…
Sen öylece sargılar içinde yatarken yiğidim,
Biz zamana tutunduk, bir nefesine,
Bir göz kapağının titremesine…
Oysa sen meğer çoktan,
Uzak, dönüşsüz bir kıyıya yürümeye başlamışsın…
O coşkun gülüşün,
Bir odayı baştan sona ısıtan o kahkahan,
Ak düşmüş saçlarının arasındaki o yorgun gururun,
O dimdik, dağ gibi duran bedenin…
Nasıl sığar şimdi birkaç solmuş, sararmış fotoğrafa
III. ACI VURDU ARALIKTA
İnsan sevdiğinin sesini unutmaya korkar mı bra?
Ben çok korktum
Aralık gelince dünya buz tuttu,
Ben içten içe, için için yandım.
Kar yağdı çatılarak,
Benim içime devasa bir kor düştü.
Seni toprağa vermedim ben sadece
Alıp ciğerimin en derin yerine,
Kanımın içine gömdüm
Nereye gitsem, bir parçam eksik,
Bir yanım sersefil dolaşıyorum…
Sol yanım o gün buz kesti Fırat
Ne güneş ısıttı sonra, ne gelen baharlar.
İnsan sadece yaşamayı öğreniyor işte
İçinde kırık, üstü kapanmaz bir mezarla
İnsanın en çaresiz anı neymiş bilir misin?
Sevdiğini kurtaramadan, göz göre göre kaybetmek
Ama hiçbir yara,
O son yaran kadar derin değildi…
Sen giderken ardında
Bir çift küçücük, yetim ayakkabı bıraktın.
Henüz yürümeyi yeni öğrenen o minik oğlun…
Daha “baba” kelimesini tam çatmadan
Yetim kaldı senin o gür sesinle
Bir çocuk babasını hiç hatırlamadan nasıl büyür lo bra?
Hangi gece, evladın içindeki
O baba özlemini susturabilir?
Yaz ortasında yanmış dağ ormanları gibi
Kavruldu içimiz o aralık akşamında…
IV. KAN UYUŞUR, CAN YAŞAR
Ama bitmedi Fırat’ım,
Teslim olmadı bu soy
Sana bir haberim var,
Dinle beni gecenin karanlığından
Adını oğluma verdim
"Fırat" dedim ona
Ben "Fırat" diye haykırdığımda odalarda,
Bir gölge değil artık,
Durup duran bir canlı hatırasın
Sen gittiğinde bir yaşına bile basmamıştı
Senin yavrun Baran…
Avuç içi kadar elleri vardı,
Sana uzanamadan büyüdü yokluğunda.
Şimdi bakıyorum da…
Koskoca bir adam oldu kardeşim
Omuzlarına hayatın yükü çökmüş biraz
Gülüşü hâlâ sen
Bir kahkaha atıyor bazen,
Vallahi içim ürperiyor
Sanki kapı çalınacak da sen “Ben geldim bra” diyeceksin.
Ne çok sana benziyor…
Bakışı aynı sen, o uzaklara daldığın gözlerin
Mertliği aynı, haksızlığa susamayan o namuslu yanın.
Oturup kalkışı bile senden kalma…
Şimdi evimde senin adını taşıyan bir oğlum var Fırat
Damarlarında senin asil ruhunu, senin kanını gezdiren Baran
Bazen sofrada ikisine bakıyorum
Biri adını yaşatıyor hayatta, biri senden kalan sesi
İkisi birden seni eksik bırakmıyor bu kahpe dünyada
Baran yürüyor yolda…
Dik, ağırbaşlı, tıpkı senin gibi yiğit
Sanki yeryüzüne senin gölgen düşüyor da,
O gölgenin içinden geçip yürüyor.
Bir gülüyor bazen…
Evimizin kararan duvarlarına güneş vuruyor.
Bazen karşısında oturuyorum sessizce,
Yüzüne bakıyorum uzun uzun
Zaman kırılıyor sanki Fırat
Sen oturuyorsun karşımda
Sanki Allah seni tamamen almaya kıyamamış da,
Bir parçanı, o yüce ruhunu oğlunun kalbine saklamış…
V. SÖZ BİTER, SEVDA BİTMEZ
Yine de yokluğun bir deprem gibi içimizde…
Duvarlar ayakta belki
Biz hâlâ o enkazın altındayız.
Hastanede çektiğim,
Kimselere gösteremediğim o son fotoğrafına bakıyorum bazen.
Zaman donuyor,
Sesin geliyor kulağıma,
O tanıdık kahkahan çınlıyor.
Sonra bir sessizlik çöküyor içime
Öyle ağır, öyle derin ki…
İnsan kendi kalbinin yükü altında eziliyor
Yokluğun kış gibi çöktü üzerimize Fırat.
Ne kadar bahar gelse de içimizdeki o dağ ayazı dinmedi.
Biz seni unutmadık, unutulacak adam değildin ki zaten
Sen bu evin duvarlarında kaldın,
Çayın buharında,
Akşam telaşında,
Kapının açılış sesinde…
Bir futbol maçının en heyecanlı dakikasında
Bir insan ölünce sevgisi azalır sanırlar,
Oysa bazı sevgiler ölümle büyür,
Ölümle devleşir kardeşim
Şimdi her nefeste biraz sen varsın içimde,
Her duamın sonunda adın geçiyor.
Senin eksikliğinle uyanıyorum.
Biliyor musun bra?
İnsan en çok,
Bir daha sarılamayacağı kardeşini özlüyor…
Sen şimdi…
Oğlum Fırat’ın adında,
Evladın Baran’ın yürüyüşünde, gülüşünde, bakışında,
Benim bu kırık,
Bu boynu bükük kalbimin en derin yerinde
Ebediyen, dimdik yaşıyorsun
Seni çok seviyorum kardeşim…
Hâlâ Her nefeste
Her sızıda Her duada
27.11.2007 - 12.05.2026
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.