12
Yorum
31
Beğeni
5,0
Puan
247
Okunma

Şehrin uğultusu bir sel gibi akarken kaldırımlardan aşağı,
Neon ışıklar boğarken içimdeki o çocuksu savaşı,
Bir ağaç gölgesine sığındım — cebimde yalnızlığım,
Yeşilin koyusunda filizlendi sana dair o eski sızım.
Toprak kokusu fısıldadı rüzgârın serin sesinde:
“Her koşturmaca biter bir gün, insan kendi nefesine döner.”
Gelecek, sisli bir deniz gibi uzanıyor önümüzde,
Ama adın hâlâ saklı, şu kırılgan kalbimizin en derininde.
Özlem; dalların arasından süzülen güneş gibi yalın,
Aşk dediğin şey zamana meydan okuyan köklü bir çınar.
Ama aşk… biraz da sensin:
Teninin kokusu karışır ya yağmurdan sonra toprağa,
İşte öyle siner içime geçtin mi bir kez yanımdan.
Dudaklarının kıyısında yarım kalmış bir buse tadı,
Bir ömrü susturacak kadar derin bir sızıya dönüşür adı.
Hasret dediğin; geceye çöken ince bir duman gibi ağır,
Bir bakışınla başlar, bin yankıyla içimde çoğalır.
Şimdi nazende kaldı gülüşüm…
Ve ben, kendi içime eğilmiş bir gölge gibi susuyorum.
Sineyi nazende…
Taşımaya gücümün yetmediği bir sevdanın ince sızısı,
Bir dokunuşla başlayan ama ömür boyu dinmeyen yalnızlığı.
Sen gidince şehir bile eksildi içimden,
Sokaklar başka bir ismi fısıldar oldu rüzgâra.
Bir zamanlar senin geçtiğin yerlerde
şimdi yalnızca yankın dolaşıyor.
Ve ben…
hala aynı yerdeyim:
Gülüşü nazende, kalbi kırık bir hatıranın içinde.
Yorulma bu telaştan, bırak aksın o deli nehir,
Biz seninle yeşereceğiz — sussun diye değil, dirilsin diye bu şehir.
❀༻ ────────── ༺❀
5.0
100% (20)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.