0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
34
Okunma
Cihân bağına geldim, yârin hüsnünü seyreylemeye,
Gözlerin bir mu’cizedir, sığmaz dile söylemeye.
Şems-i tabân nûrunu fırlatmış yeryüzü mülküne,
Seni fâş eyleyen o nehir, benzer aşkın mülküne.
Bu ne gizli bir duygudur, hangi asırdan süzülür?
Âşık-ı sâdık olanlar, bu rengi görse çözülür.
Aşkın kızıl rengini bî-basar olanlar bile bildi,
Lâkin aşka küsen gâfiller, bu deryâda silindi.
Gönül burcuna kaç duvar ördün ey şâh-ı cihân?
Bu bâr-ı girânı taşıyamaz, nihayet bulur bu can.
Söyle ey ömrümün varı, bu dil yalnız seni mi sever?
Bu fukarâ sînem, senin bir tek gülüşünle iftihar eder.
Ufkuma bir subh-ı sâdık gibi doğmayı murat eyle,
Güneşin olayım senin, sen de bana biat eyle.
Yâhut durmadan akan o coşkun nehir olayım,
Sen yeter ki iste benden, ayağına turab olayım.
Beni pervâne sanma, şem’in nârıyla helâk olan,
Zira kelebeğin kaderidir, sevilmek için kül olan.
Beni öldürmeden evvel sev ki ey ömrümün sultanı,
Tende can var iken görsün bu dertli gönül dermanı.
Asîl olan sînelere hıfzetmek kolaydır bu râzı,
Biz bir fukarâyız, fâş eyleriz her dem bu niyâzi.
Aşk dediğin mukaddes bir sırdır, kalpte mihmân olan,
Kırmadan taşımalı onu, iradesiyle sultân olan.
Bu fânî dünya bir gölgeliktir, serin bir handır geçer,
Ecel şerbetini elbet her gelen can burada içer.
Mecburiyettir bu göç, ahbaplık sözü verdiğimiz hayat için,
Son yuvamız topraktır, hazırlık bî-vefâ memat için.
Kavuşmayı mahşere koyma, elini uzat bana dâim,
Beni ölmeden evvel sev ki, cihânda kalmasın âhım...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.