0
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
63
Okunma
Kumsaldaki çakıl taşları gibiydin gözümde.
İhtimamla toplayıp çoğaltmışım,
Bana güzel görünen yanlarını..
Bir de;
Allayıp pullayıp, altın suyuna batırmışım,
Lodos, poyraz dokunmasın diye…
Gözbebeğimin içinde saklamışım tüm seni.
Candan bir fanusun içinde çoğaltmışım,
İyi sandığım huylarını..
Kırık uçlarının yavaş yavaş kör ettiğini bilemeden.
Karşıdan karşıya geçtiğini sanan âmâ gibiymişim,
Anlamsız seslerde aynı yerde dolaşan…
Sabahı akşama eklemişim gün eksiltmeden,
Seni çoğaltırken, kendim eksilmişim.
Canımın acısını canımla örtmüşüm her gün,
Biraz, az biraz daha azalarak…
Yüreğimin titrediği gün,
Ellerimden düşen o nadide cam benmişim,
Can da, cam kadar hassasmış işte.
Yerdeki çakılların sırları dökülmüş dört yana,
Boylu boyunca uzanmış çirkinliğin…
Şimdi;
Yüz binlerce çakılın arasında kırıntı kadarsın.
Kehribar sarısı akşamlara teslimim artık.
Gözbebeklerim yanıyor, sis, pus, boran hak getire.
Ressamı unutulup, fiyat biçilen bir tablonun içindeyim,
Kahverenginin tüm tonları gözlerimden akıyor…
Denizi mavi, bulutu mavi, ağacı yeşil öğretmişlerdi,
Renkler hayal gücüm, ressam benmişim oysa.
Sözcüklere anlam yüklemeyecek kadar gereksizsin.
Evet, evet, sen..!
Kumsaldaki çakıl taşları gibisin,
Öyle kıymetsiz, öylesine vasat,
“Öylesine”ye dâhi sığmayacak kadar basit…
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.