1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
119
Okunma
Sıkışır mıydı tüm kelamlar boğazın iki yamacına
Sıkışırdı ya; sıkışırdı elbet, duyanı olmayınca.
Şöyle en demlisinden bir çay içilse,
yumuşasa virgüller, üç noktalar uzayıp gitse.
Bir ses! Nasıl desem bilmem ki;
İçinde şen kahkahaları barındıran;
Kıpır kıpır işte canım....
Gelip bağdaşını kursa yutağının orta yerine, bilmem hangi kabilenin bilinmez yazıtları.
Yakamozlar gibi vursa dile şavkı, oradan da gönlümün en derinine.
Konuşmaktan sarhoş olurcasına, bülbül gibi şakısa dilim.
Anasonda uyumuş gibi, hafiften bulansa kalp, ağrısı unutulsa.
Azılı bir katil gibi sorgulanmadan,
saçmalasa cümleler ardı ardına.
Nasıl anlatsam ki;
Böyle bıcır bıcır...
Kovalasa kelamlar birbirini
"Hayvanlar koklaşa koklaşa,
İnsanlar konuşa konuşa" diyen zat çıkagelse
Öpsem öpsem yürek dilcazını.
Köpüklü kahve eşliğinde,
dõktürsem ona da tüm bilmediklerimi.
Ne çok birikmiş anlatacaklarım
Harlasam ateşi, körüklesem kırk beşinci kahveyi.
’Görmediklerini hayal eder insan,
ve hayaller sonsuzluktur.’
Anlayın işte canım!
Susmak gibi süre olmasa
İki çitlenbik ses uzansa boylu boyunca
Çıkarıverse gırtlağımdaki ipi
Bir ünlem ayaklarımın altına konsa
Kurtulsam sessizlik mahpusundan.
İnce bir saç telinden süzülse aklım
Yeniden ah! Yeniden can bulsa alfabem.
Mest olup haykırsa şahsı münhasır
Çıkıp çıkıp gelse tüm alimler
Muhabbet sofasında hemhal olunsa.
Susmasam... Susmasalar...
Susturulmasak hiç çok bilmişlerce.
Başa sarsak, yeni yaşanmış masallar gibi
"Bir varmış, bir yokmuş" tekerlemesi eşliğinde
Ve kırk milyon yıl sürse dilden gönüllere.
Muhabbetten kaçan zoraki mübadeleciler gibi
Birleşse boğazın iki yanı
"Ne çok konuşuyor şu yakamozlar" diyerek
Birinden biri bozsa şu kahrolası sessizliği.
Dillendireni olmayınca ne de çok konuşuyor
Kalemimin mürekkebi...
Kaleme bıraktım son sözü:
"Dinleyeni olmayınca ne çok şakırmış Leyla’nın müebbet yemiş kalemi "
Muhabbet şerbetli sofalara denk gelesiniz emi.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.