0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
18
Okunma
Işıklar söndüğünde, yolun düşerse bir deniz kenarına,
Zifiri karanlıkta üşüyorsa yorgun yüreğin,
Ay hilale dönmüşse iyiden hallice fakat bîtap,
Düşlerin pembeden, kan kırmızı ala mora büründüyse,
"Korkma, yılma, geçecek.! " dedi tiz sesiyle şarapçı..
"Şarapçı ha.?" diye hayıflandı iç sesim, utangaç ve kızgın.
Ne bilirdi ki.? Zil zurna sarhoşun teki.
Geçseydi böyle âvare olur muydu hiç.?
Sihir, dilde miydi şişenin dibinde miydi yoksa.?
Düşlerimden sıyırmak için mi konuştu, düşlerini satmak için mi.?
İstediği kan kırmızı bir şişe daha şarap..
"İnsanlara yüklediğin anlamı kaldırdığında,
Görürsün gerçek yüzlerini " dedi.
Devam etti;
"Ya şarap alacaksın; fısıldayacağım tan yeri ağarana kadar
duymak istediklerini,
ya da, karşılıklı çekilip köşemize söveceğiz kadere,
ufaktan ayılarak"
Sövmeyi çok isterdim ya onun bu bilmiş şapşal hallerine,
Karanlıktan korktuğumu unutmuşum;
yüreğimin üşüdüğünü de.
"Hey şarapçı!"
"Daha çok biriken can kırıklarım var, bitmedi ki anlatacaklarım.
Ya duymak istediklerime ne oldu.?
"Hey şarapçı"
"Sızmanın sırası mı.?"
Kalktı, bir yudum şarap sürdü yorgun yüreğime.
Ay, hiç bu kadar güzel görünmemişti gözüme.
Yakamozlar gözlerimin içindeydi âdeta.
Bağlardan üzüm topladım, ezdim ezdim ezdim,
kanımın kırmızısını da akıttım içine, son damlasına kadar.
Hayalinize düşsün bir deniz kenarı,
düşünüze vursun Ay’ın şavkı.
Düş de gör, “düşün” kıymetini…
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.