4
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
58
Okunma

Dağların suskun koynunda açar bir hüzün,
Bir damla ateş gibi düşer bahara ters lale.
Ne tam sevinçtir rengi, ne de bütünüyle keder,
Toprağın kalbinde saklı eski bir masal gibi.
Boynu eğik durur rüzgâra karşı vakurca,
Sanki bin yıllık bir sırrı taşır yapraklarında.
Her eğilişinde bir dua gizlidir belki,
Her kırmızısında ayrılığın izi.
Güneş vurdukça yanar kadife teni,
Bir aşkın küle dönmüş son hatırası gibi.
Kim bilir hangi sevda ağladı dağ başlarında,
Ters lale böyle mahzun büyüdü yeryüzünde.
Ey narin çiçek, ey sessiz zamanın tanığı,
Senin hüznünde Anadolu’nun eski türküsü var.
Bir bakışın yeter insana geçmişi anımsatmaya,
Bir dokunuşun… içte saklı yaraları kanatmaya.
Ve gece indiğinde sessiz vadilere,
Ay ışığı ürkekçe dokunur taçlarına.
Ters lale o vakit daha derin susar,
Çünkü bazı acılar yalnız karanlıkta konuşur.
Bir annenin bekleyişi vardır duruşunda,
Dönmeyecek bir yolcunun ardından kalan.
Bir eski mektup gibi sararmış özlem,
Bir yarım türkü gibi titrer dallarında.
Dokunan anlar; bu çiçek topraktan değil,
İnsanın içindeki kırık yerden büyümüş sanki.
O yüzden her bahar yeniden açsa da,
Hiçbir zaman tam sevinemez gibi.
Dağ rüzgârı geçer üzerinden usulca,
Ama o hâlâ eğik boynuyla sabrı taşır.
Belki de en güzel çiçekler,
En çok acıyı içinde saklayanlardır.
Ey ters lale…
Senin hüznünü anlayan biri varsa dünyada,
Mutlaka kalbinde yarım kalmış
Bir sevda taşıyordur hâlâ.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.