1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
58
Okunma
Buz gibi bir sabahın sessizliğinde,
Sade dondurma gibi durur hayat.
Ne renkler var ne de çocukça telaş,
Sadece beyaz bir öz, katkısız ve yalın.
Eritir içimdeki yangını yavaşça,
Damlalar düşerken elimden zamansızca.
Her kaşıkta bir hatıra, donmuş anılardan,
Kaybolan yazları hatırlatır sessizce.
Beyaz, sade, her şeyden uzak,
Kalbin en tenha koridorlarında.
Ararsın bir tat bulmak için kendinde,
Sade dondurma gibi kalırsın işte.
Şimdi özlersin sade anları, sade sevdayı,
Sade bir tebessüm, sade bir veda.
Oysa sade dondurma bile yeter bazen,
Dünyanın karmaşasında yalnız bir ada.
Elinde külahıyla bir çocuk durur köşede,
Bembeyaz bir külah, yapay renkler yok üstünde.
Dudaklarında sade bir mutluluk, masum ve derin,
Annesinin elini tutar, zaman durur öylece.
Büyür çocuk, külah büyür, sırılsıklam anılar olur.
Bir daha asla bulamaz o ilk tadı,
O sade, o saf, o katışıksız sevgiyi.
Arar durur her yaz, her dondurmacıda.
Bazen bir otobüs yolculuğu, bazen bir vapur iskelesi,
Bazen bir hastane koridoru, bazen bir cenaze.
Sade dondurma fısıldar: “Ne çok şey geçti, ne çok şey bitti.”
Beyaz bir örtü gibi örter kederi, usulca.
İhtiyar bir adam parkta tek başına,
Sade külahını yalar gözleri dalgın.
Yanındaki boş sandalyeyi okşar rüzgâr,
Ve anlar ki herkes bir gün sade dondurma olur gider.
Sade dondurma erimez aslında,
Biraz kalp, biraz zaman meselesi.
Donup kalan her şeyi çözer dilin ucunda,
Sade dondurma bir veda değil, bir teselli.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.