Yorgun bu gönül kaldı yine şâm-ı hezeyânda, Bir çığlık olur rûhuma hicrânlı ezânda. Ben sandığım enkaz sürüklenmede hüsrânla, Bir korkulu rüzgâr eser îmân ile canda.
Her sûrette bir vehm, her aynada yalan var, Rûhumda devâsız büyüyen simsiyah efkâr. Bir “Hû!” diye yansın dedim içimdeki duvar, Çatlasın o putlar ki kuruldu bana serdar.
Dünyâ denilen şey ne kızıl bir geceymiş, Nefsimdeki her arzu cehennemce ateşmiş. Bir secdeye düşsem diye yıllarca tükenmiş, Kalbim ki karanlıkta kalan eski bir evmiş.
Ey Mutlak olan! Kır beni, indir beni benden, Bir zerre nasîb et o ezel sırrına senden. Mahşerde değil, şimdi yakıp kurtar ateşten, Yandıkça doğar belki hakîkat yine içten.
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Aruzun o vakur ve dertli ritmi, kalbin derinliklerindeki çalkantıyı ne kadar da asil taşımış bu dizelerde... Kelimelerin seçimi ve tasavvufi derinlik, insanı sıradan bir hüznün ötesine, ruhsal bir arınma ve hesaplaşma eşiğine götürüyor. Şiiriniz üzerine nacizane hissettiklerimi ve bende bıraktığı izleri paylaşmak isterim: Ruhun Gece Hesaplaşması Şiir, ruhun en karanlık anıyla, o "hezeyan gecesiyle" açılıyor. Hicranlı ezanın bir çığlığa dönüşmesi, sadece dışarıdan gelen bir sesin değil, ruhun içindeki uyanış ve isyan çığlığının da yankısı gibi. "Ben sandığım enkaz" ifadesi ise egonun, kimliğin yıkılışını muazzam bir dürüstlükle ortaya koyuyor. İkinci kıtada modern insanın en büyük çıkmazlarından birine dokunmuşsunuz: Yanılsamalar (vehm) ve yalanlar. İçteki duvarların bir "Hû!" nidasıyla yanmasını istemek, insanı kendi elleriyle inşa ettiği putlardan (gurur, hırs, sahte benlikler) kurtaracak o ilahi dokunuşa duyulan özlemi çok güçlü hissettiriyor.
Dünyayı "kızıl bir gece", nefsteki arzuları ise "cehennemce ateş" olarak tasvir etmeniz, geçici olanın yakıcılığını çok iyi özetlemiş. Yıllarca bir secde özlemiyle tükenen ve "karanlıkta kalan eski bir eve" benzetilen kalp imgesi, şiirin en kırılgan ve en vurucu yerlerinden biri.
"Kır Beni, İndir Beni Benden": Son kıta tam bir teslimiyet ve yakarış zirvesi. İnsanın en büyük yükü olan kendinden, yani egosundan ("benden") kurtulmak istemesi... Mahşeri beklemeden, "şimdi" yanarak küllerinden doğma arzusu, acının içinde saklı olan o şifayı —hakikati— doğuruyor.
Şiirdeki aruz tınısı ve klasik edebiyat havası o kadar oturmuş ki, okurken insan kendini divan edebiyatının o ağırbaşlı tekke-tasavvuf koridorlarında buluyor.
Eski bir evmiş" ve "cehennemce ateşmiş" gibi nispeten daha yalın/Türkçe söyleyişler, o ağır klasikliğin arasına çok samimi, kalbî birer sızı gibi sızmış. Yüreğinize, kaleminize sağlık. Ruhun bu sancılı ama bir o kadar da arındırıcı yolculuğunu kelimelerle bu kadar güzel giydirmek büyük bir maharet.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.