1
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
50
Okunma
Ah guzum, sorma halimizi,
Yedi bitirdi bizi bu dünya telaşı.
Eskiden ekmeği bölerdik de,
Tadı damağımızda kalırdı kırk sene.
Şimdi cebimiz üç beş kuruş gördü ya,
Sanırsın devran bizim etrafımızda döner.
Amma gel gör ki;
Paranla rezil olmak neymiş,
Biz bu yaşımızda, bu gurbet elinde öğrendik.
Hey gidi koca dünya hey!
Eskiden yamalı şalvarımızla,
Düğün dernek gezerdik de başımız dikti.
Bir selamımız vardı, dağları delerdi,
Bir sözümüz vardı, senet yerine geçerdi.
Şimdi gıcır gıcır banknotları diziyoruz masaya,
Lakin ne itibar kaldı, ne de o eski neşe.
Masa donandı da, gönül aç kaldı be evladım...
Garsona bakarsın, gözünün içine diker milini,
"Buyur beyim" der ama içinden söver gelmişine.
Gittiğimiz yerler şatafatlı, avizeler parıl parıl,
Amma gel gör ki, o ışıklar bizim karanlığımızı örtmüyor.
Altın tepside zehir sunuyorlar da,
Biz "parasını verdik" diye şerbet sanıp içiyoruz.
Ah be kader!
Cebimiz doldukça ruhumuz boşaldı,
Evin bereketi kaçtı, sofranın tuzu bitti.
Eskiden çeşme başında içtiğimiz o bir tas su,
Şimdi bin liralık şişelerden daha azizdi.
Paranla rezil olmak;
Kendi yurdunda garip kalmakmış,
İnsanı insan değil, mal mülk sanmakmış.
Sırtımıza geçirdik en pahalı kumaşı,
Lakin ısıtmıyor be guzum, buz kesiyor içimiz.
Dost dediklerimiz cüzdanın gölgesine sığınmış,
Gölge çekilince hepsi birer birer sırra kadem bastı.
Meğer biz neyi sevmişiz, neye yanmışız?
Elin parasıyla, elin sofrasında,
Kendi haysiyetimizi meze yapmışız.
Şimdi oturup yanıyorum o geçen günlere,
Toprağın kokusuna, ananın tandır ekmeğine.
Huzur dediğin, bir avuç buğdayın içindeymiş,
Biz sarraf dükkanında huzur aramışız.
Yazıklar olsun bu devrana, yazıklar olsun bize,
Parayı verdik de, kendimizi sattık;
Kendi malımızla, kendi canımızla,
Cümle aleme rüsva olduk, rezil olduk
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.