1
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
33
Okunma
Kimse bilemez bir insanın içindeki o saklı coğrafyayı,
Hangi sokaklardan geçip de sustuğunu,
Hangi yangınlardan geriye sadece gömülü közler bıraktığını...
Adımlar fısıldamaz yürünen yolların yorgunluğunu,
Yüzdeki çizgiler anlatmaz her zaman,
Gözlerin arkasında kaç baharın devrildiğini.
Bir hayatı bilmek, sadece adını ve suretini bilmek değildir.
Gecenin tam ortasında, herkes uyurken,
Tavana dikilen o uzun, upuzun bakışları bilmektir.
Yüreğe oturan o ağır taşı,
Kimseye yük olmasın diye tek başına taşımayı,
Ve içeride fay hatları kırılırken bile,
Dışarıya bir sütliman sunmayı bilmektir.
Zaman akıp gider avuçlarımızın arasından,
Bazen bir sürgün gibi hırçın, bazen bir nehir gibi dingin.
Herkes kendi hikayesinin gölgesinde yürür bu yeryüzünde,
Kendi yarasına kendisi merhem olur, kendi omzunda ağlar.
Anlatılamayan ne çok şey birikir oysa kalbin kıvrımlarında;
Dile gelse yeryüzünü eritecek yeraltı nehirleri,
Bir tebessümün arkasına gizlenir de kimse fark etmez.
Çünkü insan, en çok sustuklarından ibarettir.
Kendi iç sesinin gürültüsünde kaybolurken bile,
Dünyanın gürültüsüne karşı sessiz bir kale gibi durur.
Ne geçmişin yükü biter, ne geleceğin bilinmez endişesi;
Yine de ayakta kalır insan, omurgası dik, alnı açık,
Kendi öyküsünü kendi elleriyle yazar, kimseye hesap vermeden.
Bırakın kimse bilmesin o derin ummanı,
Bırakın dalgalar sadece sizin kıyılarınıza vursun.
Zaten bir ömrün gerçek ağırlığını,
En çok, o ömrü göğsünde taşıyan bilir.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.