3
Yorum
13
Beğeni
5,0
Puan
175
Okunma

Mardin’im ben, taş üstüne taş,
Yedi bin yıllık hasret, sırtımda.
Deyr ez-Zafaran’dan Ulu Cami’ye,
Rüzgâr eser, kekik kokar, kan kokar arası.
Taş duvarlarım konuşur geceyle,
Söyler eski Süryanice, Arapça, Kürtçe,
Bir de Türkçe, yaralı yaralı.
Haberin var mı Mardin,
Dağların ardında bahar mı var?
Kızıltepe ovası yanar yazın,
Buğday başağı eğilir yorgun,
Hasat bekler gibi özgürlüğü bekleriz.
Nusaybin’de tel örgüler,
Midyat’ta taş evler suskun,
Ama içlerinde yangın mavisine çalar gözler.
Ben Mardin’im, asi ve mahzun.
Savururum tütün dumanını rüzgâra,
Karanfil kokar cıgaram,
Yeşil soğan gönderir görüşmecim,
Zindan gibi dar sokaklarımda.
Sevda burda ağır basar,
Bir bakışta prangalar eskittim.
Kızlarımın gözleri badem,
Oğullarımın yüreği dağ gibi.
Gelir bir gün, devran döner,
Zincirlerim paslanır, kırılır.
Ey Mardin, ey Mezopotamya’nın gelini,
Taşlarınla, minarelerinle,
Küçük kiliselerinle,
Sen benim ay karanlığımsın.
İtten aç, yılandan çıplak,
Vurgun ve bela bu sevda.
Gelir bir sabah,
Dağlarına bahar iner memleketimin.
Bir tek başak dargın kalmaz,
Bir tek zeytin dalı yalnız.
Hasret biter,
Mardin’im,
Sen ve ben,
Bir oluruz o gün.
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.