15
Yorum
31
Beğeni
5,0
Puan
333
Okunma

❥__________________
Mühürlüyorum bu gece kalemimin ucundaki o eski yarayı,
Sana dair ne varsa, kimliksiz bir kentin kör sokaklarına bırakıyorum.
İçimdeki yangını soğutmaya yetmiyor artık buz tutmuş heceler,
Ben en çok kendi yankısızlığımın altında kalıyorum.
Kimsesiz bir boşluk sızıyor artık viraneye dönmüş gönlüme,
Yabancılaştım avucumda tuttuğum toprağa, yürüdüğüm yola.
Ruhumda taşıdığım bu kambur sızıyı bırakıyorum bu kıyıda,
Kendi tufanımda, rotasız bir gemi gibi savruluyorum.
Küllerinden sönmeyi bekleyen o bayat hevesleri gömüyorum,
Sitemim sana değil, ismini dilsiz mısralara diken sükûtuma.
Zamanın çarkında can çekişirken yarım kalmış ne varsa,
Ben bu enkazın ortasında, sessiz bir infazı seçiyorum.
Bir göçün tozu konmuş mektuplarımın her satırına,
Küf kokan odalarda, hayalinle çarpışmaktan yoruldum.
Kimseler duymasın bu kimsesizliğin kemik sızlatan ağrısını,
Kendi uçurumuma, bir gölge gibi sessizce yürüyüşümü.
Hani beraber çatacaktık bu sevdanın yorgun kiremitlerini,
Aynı göğün altında, aynı kederin hırkasına sarılıp uyuyacaktık?
Şimdi yabancı iklimlerin isi sinmiş üzerine,
Ben kendi mevsimimde, zemheri bir ayaz gibi donuyorum.
Derdime merhem dilenmedim hiçbir zaman, bilirsin,
Yaramın iriniyle besledim bu yetim mısraları.
Gözyaşlarımı akıttığım kuyu artık dibi görünmez bir kara delik,
Ben o karanlığın rahminde, asıl kendimi arıyorum.
Avucundan düşen bir çakıl taşı gibi derine çöktü senli düşler,
Şimdi bulanık bir suyun dibinde, yosun tutmuş bir anısın.
Bir veda borcun vardı bu rengi solmuş, yorgun yüreğe,
Sen o borcu, bir ömür sürecek dilsiz bir mühürle ödedin.
Çevirme yüzünü, bu harabenin tek mimarı sen değilsin,
Ben de az taşımadım bu yangına kendi odunumu.
Onarmaya çalıştıkça daha çok ufalanıyor her kerpiç,
Ben bu yıkıntının içinde, ayakta ölmeyi öğreniyorum.
Aldırma sakın, varsın kurusun daldaki o son titrek yaprak da,
Cemreleri bekleyecek takati kalmadı bu nadasa bırakılmış ruhun.
Kırgınlığımı bir zırh gibi kuşandım da geldim bu sınıra,
Ben bu hikâyeden, seni senin boşluğuna bırakıp çekiliyorum.
Dikiş tutmaz yaralarıma her gece yeni bir hüzün yamalarım,
Alıştım artık isli kandillerin sitemkâr rengine.
Yüreğimi dağlayan o cam kırığı bakışlarını da al git,
Ben bu acıyla yürümeyi, her adımda biraz daha eksilmeyi belledim.
Söz veriyorum; eğer bir gün bir ezgide asılı kalırsa ismim,
Hiç görülmemiş bir düş gibi fısılda onu geceye.
Öfkemi sarmaladım, prangaya vurdum içimdeki o vahşi çığlığı,
Kalbimin en ağır yükünü,
Tam şuraya, ayak izlerinin üzerine bırakıyorum.
Neyse diyeti, ödedim fazlasıyla bu talan edilmiş ömür uğruna,
Nefesimi kesip, sessizliğin serin kefenine sarıyorum kendimi.
Ardımda dumanı tüten bir enkaz, önümde ucu bucağı olmayan bir sis,
Gidiyorum... Bu defa gerçekten, tüm vebalini senin vicdanına asarak.
Cemre Yaman
Artık ne bir limanım var sığınacak, ne de sönecek bir korum,
Kendi içimde kurduğum mahkemede, en ağır hükmü veriyorum.
Yorulma boşuna, bu defa ne bir sitem, ne de bir dönüş borcum;
Ben seni, bendeki enkazın tozuna katıp, sonsuza uğurluyorum.
Ebuzer Özkan
5.0
100% (18)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.