(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
O sığ kalabalıkların vicdan tüccarları bunlar. Güneşi bir safra kesesi gibi söküp atmak yerine o karanlığı minicik bir çocuğun sırtına yükleyip kenara çekilmektir bu.
Bir çocuğa “katil” demek, kendi iflas etmiş insanlığını o çocuğun taze mezarına gömme çabasıdır. Bu bir adlandırma değil, bir toplu çöküştür.
Bir çocuk başka bir çocuğa zarar veriyorsa, orada fail yalnızca o küçük beden değildir; o bedeni yavaş yavaş karanlığın içine iten, nefretle, ihmal ile ve sessizlikle büyüten koca bir toplumun ve yetişkinler dünyasının kırılmış düzenidir.
Dışarıdaki dünyanın sığ kalabalıkları, ışığı yalnızca kusurları gösteren bir leke gibi görüyor. Kendi suçlarını, kendi ihmallerini ve çocukların ruhuna ektikleri görünmez zehirleri kabul etmek yerine, suçu okyanus ötesine, hayali düşmanlara ya da henüz kendini bile tamamlamamış çocuklara atmak en kolay yol oluyor.
Bu nedir? Bunun adı, modern çağın en sessiz çöküşlerinden biridir; sorumluluğu sürekli başkasına devreden bir bilinç körlüğü.
Bir kaçış biçimidir bu. Kendi evinin içinde büyüyen yangını görmezden gelip, komşunun bacasından çıkan dumanı suçlamaktır.
Bir sorumluluk erozyonudur. Çünkü bir çocuk şiddete sürükleniyorsa, çoğu zaman o çocuk sevgisizliğin, ihmalin, yanlış örneklerin ve duyulmamış çığlıkların içinde şekillenmiştir. Ama onu bu hale getiren zincir görünmezdir; herkes son halkaya bakar ve orada durur. Sonra da o halkaya tüm ağırlığı yükleyip uzaklaşmaya çalışır.
Ruhsuzluk tam da burada başlar: Nerede hata yaptık diye sormak yerine, bütün yükü küçük omuzlara yıkıp vicdanı rahatlatma çabasında.
Çocuk saf dünyanın aynasıdır. Eğer o aynada karanlık görüyorsak, bu sadece aynanın kırıklığı değildir; çoğu zaman o görüntü, ona bakan gözlerin bıraktığı izlerin toplamıdır.
Sanal oyunlar, diziler, uzak ülkeler, kolay suçlamalar… bunların hiçbiri tek başına açıklama değildir. Bu, sadece sorumluluktan kaçmanın yeni biçimleridir.
Çocuk çocuktur. Ne bilsin şiddeti, ne bilsin sonu geri dönmeyen eylemleri?
Ama bugün çocuklar beklemeyi, korunmayı, anlaşılmayı bırakır hale gelmişse, orada yalnızca bireysel bir hikâye değil, daha büyük bir kırılma vardır.
Ve insan şunu bilmeden geçemez: Bir çocuğun üzerine düşen damga, çoğu zaman onu damgalayan dünyanın kendi izidir.
Çürük kök bazen toprakta değildir; bazen kök diye işaret edilen şey, yalnızca zincirin son halkasıdır.
Eğitim sisteminin yanlışlıkları çocukların ruhsal durumları arkadaş seçimleri vs etkilenmeleri hele o yaşta o kadar kolay ki aslında hepimiz suçluyuz bu düzene sessiz kaldığımız için gün be gün yok oluyor gençlik kayıp gidiyor ellerimizden çok üzücü yaşananlar ne denebilir ki şair
"Katil" olarak yerden yere vurulan da bir çocuk. O da öldürüldü...
Hiçbir çocuk katil olamaz, katil edilir. Çocuk, çevresi, ilişkileri ve yaşam koşulları tarafından bu vahşete itilir... Çünkü bir çocuk şiddete başvuryorsa, mutlaka şiddet görmüştür. Sevilmemiştir. Ciddiye alınmamıştır. Dinlenmemiş ve ötelenmiştir. Küçümsenmiştir. Yaşından, boyundan fazla sorumluluklar yüklenmiştir belki vs vs Böyle çocuklar mental olarak sağlıksız olduklarından, acılarını dindirmek ve kendilerini kanıtlama ihtiyacı hissederler. Hatta intikam almak için, şiddeti tek yol olarak görebilriler. Zira en yakınları da hükmünü şiddetle elde etmektedirler belki...
Bu nedenle, yaşanan bu vahşetlerin tek sorumluları, sadece yetişkinler dünyasıdır. Onların, çocuklara sunamadığı sevgi, saygı, güven, doğru koşullar ve imkan(sızlık)lardır...
Umuyor ve diliyorum ki, hepimiz biraz sarsılmışızdır Ve uyanmışızdır, çocuklara daha iyi bir dünya için...
Anlıyorum ki, bir çok problem var ve bir çok şeyin düzelmesi gerekiyor. Ama malesef kısa sürede çözülecek gibi de değil, sistemsel ve poltitk olarak...
Eğitim sisteminin yanlışlıkları çocukların ruhsal durumları arkadaş seçimleri vs etkilenmeleri hele o yaşta o kadar kolay ki aslında hepimiz suçluyuz bu düzene sessiz kaldığımız için gün be gün yok oluyor gençlik kayıp gidiyor ellerimizden çok üzücü yaşananlar ne denebilir ki şair
Anlıyorum ki, bir çok problem var ve bir çok şeyin düzelmesi gerekiyor. Ama malesef kısa sürede çözülecek gibi de değil, sistemsel ve poltitk olarak...
Eğitim sisteminin yanlışlıkları çocukların ruhsal durumları arkadaş seçimleri vs etkilenmeleri hele o yaşta o kadar kolay ki aslında hepimiz suçluyuz bu düzene sessiz kaldığımız için gün be gün yok oluyor gençlik kayıp gidiyor ellerimizden çok üzücü yaşananlar ne denebilir ki şair
Ben duyarlı yüreğinizi tebrik ediyorum öncelikle sayın firuzs. Çok şey var beni üzen, sinirlendiren. Çok da etken var evet hepimizin gözlemlediği. Ve fakat ben genel denetimler ve teknolojik oyunlar konusunda devletimize daha çok iş düştüğü kanaatindeyim. Bir zamanlar momo ve mavi balinayı duyar ve korkardık. Şimdi ise başka oyunlar, tuzaklar revaçta, sonra daha başkaları. Eğer sert tedbirler alınmazsa çocuklar ailelerinden de kalan boşluklarda bu bağımlılıkların kölesi olmaya devam edecekler ve yeni olaylar yüz gösterecek maalesef. Ben sen evdeyiz belki bir noktaya kadar çocukları yönlendirebiliriz ki; diğer çocuklar bu oyunları oynuyorsa en iyi dediğimiz çocuk bile istekli ve eğilimli olacaktır oynamaya. Çünkü akranları tarafından dışlanmak ve mobbinge maruz kalmak istemeyecektir.
Şu anda hem üzgün hem de tedirginim. Bu süreç bir kişinin ki o bizim toplumumuzda genel olarak annedir, çabasıyla olacak bir iş değil. Hem okul- aile, hem aile-toplum, hem de devlet- toplum şeklinde iç içe bir mevzudur. Ben bugün birey ya da ebeveyn olarak kendi mücadelemi veriyor hatta kötü polisi oynuyorum evde, en iyisi olsun, en az bağımlılık en organik yaşam filiz versin diye; mahallede, oyun parkında, evimin camında balkonunda nöbet tutuyorum. Ama bütün analar, babalar, mahalle, şehir, ülke ve onu yönetenler ayılıp bu gidişata birlikte dur diyemezsek kendimizden hiçbir şey beklemeyelim. Ben burada "üst"ün sorumluluğuna inanıyorum kesinlikle, öncelik devlet eliyledir. Birey olarak da her birimizin yapmak zorunda olduğumuz şeyler var. İlkin kendimize sonra evlatlarımıza, toplumumuza sahip çıkmak. Kendini imar edememiş bir insan ne sağlıklı bir ana baba olur ne eş ne de evlat. Önce ben yapmam gerekenleri en iyi biçimde yapmalıyım ki önce ben mamur olayım sonra evlat, sonra mahalle, sonra toplum. Benim gördüğüm şey; bu çağda herkesin bir diğerini suçladığı bir ortamda yaşıyor olduğumuzdur. Mesela aile okulu, okul veliyi, veli öğretmeni, anne baba çocuğu, çocuk ana babayı, eş eşini, komşu komşusunu beğenmeyip suçlar oldu. Onaracak bir şey de kalmadı herkes ve her şey dışlanınca.
Ben köyde büyüdüm yazları. En akıllısı da en delisi de bir sofrada birbirine kucak açardı, sohbet ederdi insanlar, yaralar birlikte sarılırdı. Şimdi ise yalnızlık var, teknolojiye dayandık bu yalnızlıkta ve o da özümüzden çalmakta her gün biraz daha. En iyi anne, baba, evlat bile nitelikli ama yalnız. Kaliteli yalnızlık filan diyoruz buna ama değil. İnsanlar artık birbirine tahammül etmek istemiyor, güvenmiyor, ötekisi olarak görüyor diğerini ve her birey kendini yüceltmenin getirdiği o yalnızlık tuzağına düşüyor ya da düşürülüyor. Sevdiğimiz bir ortamda bir kendimizi yoklayalım mesela, telefonu almak aklımıza bile gelmiyor. Bizler güven ortamlarına ve aile sıcaklığına hasret bırakıldık bu çağda. Evler metrekare olarak büyüdü ve paylaşımlar küçüldü birbirine uzak odalarda, duvarlar çoğaldı böylece. Diyecek çok şey var ama finalde en acısı tarif edilmesi imkansız o büyük boşluk. O anne babaların tarifsiz acısı, yürek sızısı. Her birisi dünya güzeli o evlatların dün varken, elleri bir kalem, kitap, defter tutarken bugün olmayışları. anne babalarının kucaklarının boş kalışı. Acı başka nasıl anlatılır. On bir yaşındaydı o güzel yavrular. daha dünyanın gerçek yüzüyle tanışmamış kendi savaşlarını vermemişledi. Bütün saflığıyla, bir çocuk gözüyle, sevinciyle bakıyorlardı dünyaya. Çok ama çok güzel hayalleri, istekleri vardı. Deneyimler yaşayacak başka başka pencerelerden bakacaklardı dünyaya. Ama olmadı.
En sinir olduğum şey de bir olay olunca hepimiz uzman kesiliyoruz sonra bir haftada her şey unutuluyor ve sadece o acıyı yaşayanlar acısıyla kalıyor. O güzel ana babalara sabır diliyorum. Ve bütün canileri kınıyorum Urfa ve Maraş olaylarına sebep olanlardan başlayarak;, Narin, Özgecan, Gülistan, Münevver, Rojin, Eylül ve adını yazamadığım bütün mağdurlar adına dünyanın bütün pisliklerini kınıyorum...
evet @eksiksusmalar her gün, her ay, her mevsime bir acı sığdırıyor ve sonra hiçbir şey olmamış gibi normalimize geçiyoruz. Artık normal olmadığını hiçbir şeyin, görmemiz gerekiyor ben de dahil.:(
evet @eksiksusmalar her gün, her ay, her mevsime bir acı sığdırıyor ve sonra hiçbir şey olmamış gibi normalimize geçiyoruz. Artık normal olmadığını hiçbir şeyin, görmemiz gerekiyor ben de dahil.:(
Günün şiirini ve şairini tebrik ediyorum ve yürekten kutluyorum. Şehit olan çocuklarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Mekanları cennet olsun inşallah. Umarım bir daha bu tür olaylar olmaz. Suçsuz insanlar ölmez. Değerli şair, duyarlı davranışınız için çok teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla esenlikler diliyorum.
Bir çocuktan bir katil yaratan karanlığı, zihniyeti ve bu başı bozuk düzenin sistemini de çok iyi sorgulamak lazım. En tepesinden tutun da, en aşağısına kadar nerden bakarsanız bakın; her yerde yozlaşmış düşünce, kültür ve hayat tarzları almış başını gidiyor. Televizyon programlarında; şiddetin en alası mafyatik dizilerin kan pompalayan taramalı tüfekleri mi demezsiniz, namus cinayetleri mi demezsiniz, 7/24 saat beyin yıkayan ve kötü örnek teşkil eden saçma sapan programları mı demezsiniz! Her yerden kokuşmuşluk, çürümüşlük, korku ve vahşet akıyor! Çocuklar cani doğmadıkları gibi bir günde de katil olmazlar! A'dan Z'ye sistematik ve ritmik işleyen bu can ve kan oyunları her birime, her kuruma sızmış vaziyette...
Aile kurumlarının inşaasında ve işleyişinde benim bildiğim ve ilk iki sıraya koyduğum iki temel kavram vardır, biri "saygı"dır, diğeri de "sevgi"dir. Anne ve babaların kalplerindeki saygı, sevgi, merhamet ve vicdan, kısaca iyiye dair ne varsa; çocuğuna illa ki geçer. Öyle olduğu takdirde sağlıklı bireyler topluma yetiştirmiş oluruz. Ama eğer evin orta direği olan anne ve babada ciddi anlamda sorunlar varsa, aile içi fiziksel ya da psikolojik şiddet, eğitimsizlik, saygısızlık, sevgisizlik, kendi anne babalarından da geçen travmatik, psikolojik, zincirleme sorunlar, ilgisizlik v.s yani kötülüğe davetiye çıkartacak her türlü olumsuzluklar ve örnek anne baba modeline hiç yakışmayacak derecedeki kötü davranış bozuklukları da varsa; bunlar da çocuklarında er ya da geç ciddi sorunlar yaratacaktır.
"Ağaç yaş iken eğilir" sözü buna güzel bir örnektir.
Bu söýlediklerim sadece evin içinde ve dört duvar arasındaki ilişkilerin boyutu...Çocukların, gençlerin bir de dışardaki eğitimi ve içine dahil oldukları bir hayat var. Bu çocukların çoğu sabah çıkıp akşam geliyor veya kaç saati okul, arkadaş çevresinde geçiyor. Bir anne, baba ve öğretmen olarak yine gözlemci ve kontrolcü bir görev sorumluluğu düşüyor yine bizlere...
Yani eğitim doğumdan itibaren evde başlıyor ama devamını sağlamak ve korumakla mükellef bir de okulların eğitim sistemi var, onlara da iş düşüyor.
Çocukları bunalıma ve yalnızlığa iten asıl sebeplerden birkaçı aileden bulamadığı sevgi açlığı, ilgisizlik, kendine bi yer edinememe ve bunların açtığı gediği de, dışarda arama, bulma ve kapatma çabasıdır. Kendi boşluklarını, eksik veya zayıf noktalarını; başka kimlikler vasıtasıyla, kendilerine köprü kurarak, destek sağlayarak, en çok da gözüne kahraman gibi görünen hastalıklı ve piskopat kişilikleri misyon edinerek, bu boşluklarını doldurmaya, eksikliklerini gidermeye ve kabuğundan sıyrılıp, zayıf karakterine güç katmak amacını güderler ve ne yazık ki çoğunlukla da bu niyetlerini kötüye kullanırlar.
Kısaca hem aile, hem eğitim, hem toplum, hem okul, hem de arkadaş çevresi, kişiliğini geliştirmesinde ve üstüne oturtmasında birbiriyle bağlantılı ve yakından ilişkilidir. Toplumun bireyleri, fertleri olarak bu anlamda hepimize de vazife ve sorumluluklar düşmektedir.
Dilerim ki; bu çok üzücü ve acı olaylar bir daha hiç mi hiç yaşanmasın.
Acılı ailelere başsağlığı ve sabırlar dilerken, yaralılara da acil şifalar diliyorum.
Ortalık kendilerine islam cihadcıları diyen katil ve sapıklarla dolu. Milli eğitim bakanı Atatürk ile uğraşacağına, iletişim bakanlığı yapması gerekenleri yapmayıp ıvır zıvır işlerle uğraşacağına, adalet bakanlığı okumuş aydın zümreyi içeri tıkacağına birazda bu katil ve sapık tarikat ve cemaatlerle ilgilenseler bunlar olmaz.....
acı ama gerçek olan bir vaka tüm ülkeyi sarstı. ölenlere rahmet olsun. ders alınıp tedbirler alınmalı. daha kaç çocuk ölsün daha kaç öğretmen katledilsin.
Bu şiir hiç yazılmamış olsun isterdi gönüllerimiz... Katil kim sorusuna benim cevabım ahlak ve Adalet duygusu nu hiçe sayan yozlaşmaya imkan saglayan bir sistemin ta kendisidir...
Her zaman olduğu gibi, yine güzeldi eser Biz de kutladık yazdıran yüreği, yazan kalemi Gönlün abat olsun, tüm şiirlerin benzersiz olsun Nice güzel şiirlerde buluşmak dileklerimle Şiirle kal, sevgiyle kal, sağlıkla ve hoşça kal
Emeğinize yüreğinize sağlık kaleminiz daim ve kayim olsun nice güzel eserlerde buluşmak dileğiyle selamlar sevgiler saygılar sunuyorum hayırlı geceler diliyorum
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.