1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
108
Okunma
Önce rüzgâr bekledim, serinletir sandım,
Meğer fırtınaymış sırtımda taşıdığım sessizlik.
Birer birer söndü ışıklar,
En çok da güvendiğim dağların karı erimedi,
Üstüme çığ oldu düştü.
Benim de işte canımı böyle yaktılar;
Gözlerimin içine baka baka,
En zayıf halkamdan tuttular zinciri.
Ben ellerimi uzattıkça, onlar tırnaklarını biledi.
Bir sofraya oturduk, ekmeği böldük,
Ama onlar tuzu yarama saklamışlar meğer.
Hiç sormadılar "Yorulur musun?" diye,
Hiç bakmadılar "Kırılır mı bu camdan kalp?" diye.
Taş değildi ki bu göğsümdeki,
Her darbede biraz daha ufalandı,
Her sözde biraz daha eksildi mevsimlerim.
Sustuğum Yerlerden Kanadım
Öyle bir yangın ki bu, dumanı tütmez,
Külü kalmaz, sadece sızısı kalır şakaklarında.
Gecenin üçünde uyanıp tavanla dertleşirken,
"Neden?" diye sorduğum o boşlukta,
Yine kendi sesimin yankısına çarptım.
İnandığım ne varsa, birer kibrit çöpüymüş,
Kendi ellerimle tutuşturdum belki de bu enkazı.
Çünkü sevmek, biraz da yanmaya razı olmaktı,
Ama bu kadarını, bu kadar körü körüne gidişi,
Ben bile kendime yakıştıramadım.
Benim de işte canımı böyle yaktılar;
Ne feryadım duyuldu, ne yaşım silindi.
Sanki hiç olmamışım gibi geçip gittiler yanımdan,
Ayak izleri hala kalbimde,
Kendi yollarında çiçek açtılar.
Şimdi bir enkazın başında duruyorum,
Elimde kalan tek şey, bu yanık kokulu mısralar.
Kimse bilmez içimin nasıl üşüdüğünü,
Çünkü ateşi verenler, sıcaklığından bile faydalandılar.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.