3
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
57
Okunma
Gecenin kalbi yarılmıştı.
Işık değil, duman sızıyordu içinden.
Bir zamanlar dualarla yükselen şehirler,
Şimdi sirenlerin ayetini okuyordu.
Ben yürüdüm o dar geçitten,
Ne günahkarlar kadar cesur,
Ne de bir aziz kadar arınmış;
Sadece tanık olmak zorunda kalan biri gibi.
Gökyüzü alçalmıştı
Sanki utancından yere yaklaşmış.
Yıldızlar bile bakamıyordu aşağıya,
Çünkü yeryüzü, kendi karanlığını üretmeyi öğrenmişti.
Bir anne gördüm,
Kucağında susturulmuş bir ninni.
Adını haykırdı boşluğa
Ama cevap veren sadece yankıydı,
Ve yankı bile artık yorgundu.
Ey çağın cehennemi, dedim içimden,
Sen ateşten yapılmamışsın:
Sen, alışkanlıkla örülmüşsün.
Her gün biraz daha kanıksanan acı,
En derin çukuru kazmış.
İndim
Ve her katmanda başka bir yüz:
Birinde susanlar,
Birinde susmayı öğretenler,
En dipte ise…
Artık hiçbir şey hissetmeyenler.
Orası en soğuk yerdi,
Çünkü merhamet terk etmişti çoktan.
Kalpler taş değil,
Taştan daha sessizdi.
Bir ekran parladı karanlıkta,
Gerçeği eğip büken bir ayna gibi.
İnsanlar bakıyordu.
Ama görmeden,
Geçip gidiyordu acının üzerinden,
Sanki bir reklamı atlar gibi.
Ve ben anladım:
Bu çağın laneti, kötülük değil yalnızca
Kötülüğe alışmak.
Bir ses yankılandı içimde,
Ne gökten ne yerden:
“Çıkmak istiyorsan, hatırla.”
Çünkü unutmak,
Bu yeni cehennemin kutsal yeminiydi.
Döndüm
Karanlığı sırtımda taşıyarak,
Ama gözlerimde küçük bir isyan:
Hâlâ yanabilen bir ışık.
Ey yolcu,
Eğer buradan geçeceksen, şunu bil:
Kurtuluş, yukarıda bir yerde değil
Birbirimizin acısını yeniden hissedebildiğimiz anda.
Ve eğer bir gün
Bir çocuğun gözlerine bakıp da titremezsen
İşte o zaman
Gerçekten kaybolmuşsundur.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.