0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
61
Okunma
Saat kaçı vurursa vursun, hep seni eksik kalıyor yelkovan,
Bu kaçıncı gece, tavanla kurduğum o dilsiz diyalog?
Sanki bir kuyunun en dibindeyim, gökyüzü bir avuç,
Sesim yankılanıp yine bana çarpıyor, kimsesiz ve soğuk.
Öyle bir gitmişsin ki, geride kalan hiçbir şey sana yetmiyor,
Hangi kapıyı açsam, eşiğinde senin yokluğun nöbet tutuyor.
Dibine dibine vuruyor hasretin, bir balyoz gibi her gece,
Göğsümün tam ortasında bir yer var, adını koyamadığım,
Hani bazen nefes alırken canı yanar ya insanın,
Hani yutkunamazsın da bir düğüm oturur boğazına,
Öyle bir sızı bu; ne dinmek biliyor, ne öldürmeye gücü yetiyor.
Şehrin tüm ışıklarını söndürdüm, içimdeki karanlık az gelmesin diye,
Ama ne yana dönsem, senin o hiç bitmeyen hayalinle çarpışıyorum.
Bana unuttuğun ne varsa toplayıp getirmiş bu rüzgar,
Gülüşünün tınısı kalmış perdelerin kıvrımında,
Bir de o kokun... Hâlâ en olmadık yerde burnumun direğini sızlatan.
Sahi, nasıl sığdırdın koca bir şehri bir bavulun içine?
Nasıl bıraktın bu koca sokağı bir başıma, darmadağın?
Ben şimdi hangi şiirin hangi mısrasına sığınsam,
Yarısı hep seninle başlıyor, sonu hep seninle bitiyor.
Bu öyle bir hasret ki; hani denizin dibinde kalıp da,
Yukarıdaki ışığı görüp, elini uzatamamak gibi...
Parmak uçlarımda hâlâ senin sıcaklığın var, ama ellerin yok.
Cebimde sana söyleyemediğim binlerce ölü cümle,
Dilimin ucunda yarım kalmış bir "gitme" nidası.
Gittin... Ve benden ne varsa alıp götürdün,
Bana sadece, her gece bu sızının dibine vurmak kaldı.
Şimdi bu oda, bu şehir, bu dünya sana dar gelmez mi?
Sen başka bir göğün altında nefes alırken,
Ben burada senin yokluğunu soluyorum ciğerlerime.
Gelme artık... Belki bu sızı benim tek yoldaşım oldu,
Ama şunu bil; bu hasretin dibinde,
Ben senin bile unuttuğun o adamı bekliyorum hâlâ.
Paramparça, yorgun ve alabildiğine sen...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.