2
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
54
Okunma
Göz kapaklarının arkasında beslediğin o küf kokulu karanlık,
Henüz bakışın yere düşmeden, kirpiklerindeki o ağır metal yorgunluğundan bellidir.
Senin sadakatin, bir farenin gemi batarken kemirdiği o halat kopuşu gibi;
Kendi enkazına bastığın o taban sızısı var ya hani,
Yürürken bıraktığın o siyah yağ izinden bellidir.
Dilin, ağzının içinde dolanan felçli bir akrep gibi,
Sokmaya çalıştığın her yalanın panzehiri kendi boğazında.
Zihnindeki o paslı çarkların gıcırtısı,
Kelime aralarındaki o tekinsiz boşluktan faydalanıp,
İçine sinen o soğuk döküm kokusundan bellidir.
Göğüs kafesin, içine beton dökülmüş bir kuş yuvası şimdi,
Nefes aldıkça çatlayan o kaburga sesleri,
Yüzünde biriken o kireçlenmiş nefreti,
Kurtulmak için yer arıyor sanki,
Eski bir mezar taşının üzerindeki o yosun tutmuş hırstan bellidir.
Vakit, damarlarındaki kanın pıhtılaşıp cama dönüştüğü o an,
Dokunduğun her şeyi kesen o keskin çaresizliğin.
Ardında bıraktığı kirli lekeden arınmak için,
Avuç içlerinde biriken o metalik terin ekşiliğinden,
Hükmünün bittiği o asidik sessizlikten bellidir.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.