0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
93
Okunma

Tut ki seni Siverek’te Karacadağ’da sevdim.
Sen inatla ’Urfa’dan bağımsızım’ dedin, ben Karacadağ gibi Amed’e seslendim ve Amed’i içimde besledim.
Tut ki seni Amed’in aşılmaz surlarında sevdim.
Sen Üç Ayaklı Minare gibi Hevsel Bahçelerine baktın, ben On Gözlü Köprü gibi sana yol yordam oldum,Dicle Nehri’nin Mezopotamya’yı beslediğinden çok seni besledim.
Tut ki seni Bismil Ovasında sevdim.
Sen buğday ektin,ben tahıl amberı verdim,Batman’a akıp petrol kent gibi geliştim.
Tut ki seni Hasankeyf’in tarihinde sevdim.
Sen adımı tarihine yazdın,ben seni suların derinliklerinde aradım,direndim direndim bin yılık tarihin suların altında kalmayı engeleyemedim.
Tut ki seni Midyat’ın yeraltı çarşısında sevdim.
Sen Estel’de bir Arap, ben eski Midyat’ta Süryani şerabı oldum,
Dinimiz aynı değildi ama aynı kültürde harmalandık ve etnik kimliğe yenilmedik.
Tut ki seni idil’de Mağara Köyünde sevdim.
Sen otuz yıl sürgün yedin,ben otuz yıl taş pencerede seni bekledim,’Çarşemba Sor’gibi seni kutsal bildim,
köye dönüş yasasıyla aldığım en güzel ödüldün.
Tut ki seni Cizre’de Bırca Belek kalesinin siyah beyaz taşlarla dizili zindanında sevdim.Sen Zîn oldun,ben Mem gibi zindanda can verdim,Sonra Ahmedé Xanî’nın kalemiyle ölümsüzleştim.
Tut ki seni Habur Kapısında ülkeye girerken sevdim.
Sen kapıda son bir umut verdin,ben ise Irak’a kaçarak sevdamıza son verdim,belki ürkekçeydi,’herşeyde bir hayır var’dedim.
Tut ki yıllar sonra pişman oldum ve seni sevmek için ülkeye kaçak yollarla girdim.
Sen Roboski’de katır sırtında mazot ben ise bombalanan otuz dört gencin arasında yaralı kurtuldum.
Tut ki seni Beytüşşebap’ta yaralı olarak karşıladım.
Sen Faraşin Yaylasında bin bir çeşit bitki kokusuyla yaralarıma melhem oldun,ben dünya’da başka coğrafyada yeşermeyen Ters Lale oldum ve güneşim olan sana boynumu böktüm.
Tut ki seni Hakkari’nin bir sabahında heybetli dağların arasında süzülerek çıkan güneşin huzur dolu bakışında sevdim.Berçelen Yaylasında mahsur kalan kalemin son dizelerinde buldum.Zap Suyun hırçınlığıyla sana koştum,her yaz zap suyunda boğulan gençler gibi azgın dalgalara yenildim.
Tut ki seni Van Gölü kenarında bir çoban gibi sevdim.Sen Akdamar Adasına yelken açtın, ben ’ah Tamara’ diyerek gölün derinliklerine gömüldüm, efsane olarak dilden dile anlatıldım.
Tut ki seni Bahçesaray’da bir kış mevsiminde sevdim.Sen yol oldun altı ay kapalı kaldın,ben sana varmak için karlı yolları adım adım aşmaya çalıştım,yolda Faqiyé Teyran gibi kuşlarla konuştum ve kuş dilini öğrendim.
Tut ki seni Doğubeyazıt’a İshak Paşa Sarayında sevdim.Sen Ağrı Dağı’nın zirvesinde bana kucak açtın,ben Evdalé Zeynıké sesiyle kılam oldum,kılamlarım yankıla yankıla Şakiro’ya ilham oldu,turnaların kanadıyla Serhat’ın dik yamaçlarında uçtum,Homerosla boy ölçtüm.
Abdulsamet İLGİN
30.03.2026
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.