10
Yorum
16
Beğeni
5,0
Puan
154
Okunma

Nezahat Onbaşı
Dokuz yaşında bir bahar dalı,
İskeçe’nin acı rüzgârında savruldu kader.
Anası veremden toprağa düşmüştü,
Ciğerleri kan içinde, gözleri son kez kapanmıştı.
Babası Hafız Halid Bey, “Kızımı kimseye veremem” dedi,
Küçük Nezahat’ı kucağına alıp Çanakkale’ye koştu.
O yaşta tüfek boyundan uzun,
Çocuk yüreğiyle cepheye koştu,
“Babam yalnız kalmasın” diye.
On iki yaşında asker elbisesi giydirdiler,
Saçlarını kısacık kestiler,
Küçük bedenine büyük bir üniforma sardılar.
Gözleri ateş, elleri titremeyen,
Yüreği dağ gibiydi o minik kızın.
Geyve’de, İnönü’de, Sakarya’da, Gediz’de
Kurşun yağmurunda koştu durdu,
“Durmayın efeler, vatanımızdır!” diye haykırdı
Yetmişinci Alay’ın en önünde.
Yunan “Kız Halay” derdi ona korkuyla,
O ise on üçünde onbaşı rütbesi aldı.
Tüfeği omzunda, ayakkabıları toz ve kan içinde,
Gediz’de bir tepeyi tek başına tuttu.
Kurşunlar sıyırırken kumral saçlarını,
Beyninde sadece bir cümle vardı:
“Vurun kardeşlerim, vatan bizimdir!”
Ah Nezahat, ah minik asker…
Dokuzunda çocuk, on ikisinde onbaşı,
Ne bebek oyuncağı istedi, ne anne kucağı,
Sadece vatanının kurtuluşunu istedi.
Gece karanlığında nöbet tutarken
Küçük bedeni üşürken,
Yüreği ateş gibi yanıyordu.
Babası yanında, ama o yalnızdı aslında.
Çocukluğu askere feda edilmiş,
Masumiyeti kurşunlara kurban verilmişti.
Her gece rüyasında annesini görürdü,
“Ana… ben cephedeyim” derdi,
Ama sabah uyandığında
Yine tüfek sesleri, yine toz, yine kan…
Gediz’de o meşhur tepeyi savunurken
Arkadaşları “Çekil Nezahat, sen çocuksun!” dediler.
O ise “Ben çocuk değilim, ben onbaşıyım!” diye bağırdı.
Ve o bağırış, dağları inleten bir destan oldu.
Kurşunlar yağıyordu sağanak gibi,
Küçük bedeni delik deşik olurken
Hâlâ “Vurun!” diyordu, sesi kısılana kadar.
Ey Nezahat, ey kınalı kuzumuz,
Sen şehit olmadın belki,
Ama her Türk evladının yüreğinde
Dokuz yaşında bir onbaşı olarak
Hâlâ savaşıyorsun.
Yıllar geçti, sen büyüdün,
Ama o küçük kız hiç büyümedi içinde.
Her 19 Mayıs’ta, her 30 Ağustos’ta,
Her İstiklal Marşı okunduğunda
Gözlerimiz dolar, boğazımız düğümlenir.
Bir çocuk nasıl bu kadar büyük olur?
Bir kız çocuğu nasıl bu kadar yiğit olur?
Dokuz yaşında tüfek taşımak,
On üç yaşında onbaşı olmak…
Bu nasıl bir vatan sevgisi,
Bu nasıl bir fedakârlık?
Ah yavrum, ah Nezahat’ım,
Senin o küçük ayaklarının izi
Hâlâ bu topraklarda yürüyor.
Her dağ başında, her cephede,
Her Türk kızının yüreğinde
Sen varsın.
Ruhun şad olsun minik onbaşı,
Küçük bedeninde koskoca bir milletin onuru taşıyan,
Masumiyeti savaşta eriyen,
Ama vatan sevgisi hiç sönmeyen
Kınalı kuzumuz…
Nutkumuz tutuldu Nezahat,
Nefesimiz kesildi.
Bir çocuk bu kadar büyük,
Bu kadar acı,
Bu kadar yiğit olabilir miydi?
Sen gittin ama
O küçük yüreğin ateşi
Hâlâ yanıyor içimizde.
Her okuduğumuzda gözlerimiz yaşarır,
Her anlattığımızda boğazımız düğümlenir.
Ruhun şad olsun Nezahat Onbaşı…
Dokuz yaşında onbaşı olan,
Asla unutulmayacak
En büyük kahramanımız.
Gazi Şahin
Kul Yorgun
30 Mart 2026 Pazartesi
Saat:02:20
5.0
100% (9)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.