7
Yorum
18
Beğeni
5,0
Puan
175
Okunma

Gördesli Makbule
Ah yavrum, ah Kınalı Kuzum,
Gördes’in dağlarında doğdun, 1902’nin acı kışında.
Ananın kucağında ilk ağlayışın,
Baban Abdullah’ın mavzer sesiyle karıştı.
Küçük ellerin daha tüfek tutamazken,
Atların yelesine yapışıp büyüdün sen.
Yemen’de, Çanakkale’de ağabeylerin gitti,
Baban toprağa düştü, sen kaldın yapayalnız.
Ama o yalnızlıkta bile efelik vardı gözlerinde,
Anadolu’nun yiğit kanı akıyordu damarlarında.
Yunan İzmir’i çiğnedi, Manisa’yı yaktı,
Gördes’in bağları kan ağladı, kadınlar feryat etti.
Sen yirmi yaşına basmadan dağlara çıktın,
Siyah çizmelerin, siyah manto, başında örtü,
Sadece gözlerin parlıyordu karanlıkta, ateş gibi.
Doru atının üstünde, kısa Japon filintan elinde,
En önde koşardın akıncıların, “Vurun!” diye haykırırdın.
“Asker Makbule” dediler sana, “Kınalı Efe” dediler,
Kınalı ellerin tetikte, yüreğin vatan ateşiyle yanıyordu.
Usturumcalı Halil Efe’yle evlendin,
Düğününüz savaş kokuyordu, mutluluğunuz kısa sürdü.
Birkaç ay sonra ikiniz de Kuvâ-yı Milliye’ye katıldınız,
Omuz omuza, eşinle birlikte dağlarda gezdiniz.
Güvemdere’de, Demirci’de, Simav’da, Sındırgı’da,
Düşman konvoylarına yıldırım gibi inerdiniz.
Sen en tehlikeli yerde, en ön safta,
Morali bozulan efeleri yüreklendirirdin:
“Durmayın kardeşlerim, vatan bizimdir!” diye.
Gece pusularda, tek başına nöbetçi indirirdin,
At çalar, cephane alır, korkusuzca dönerdin.
Ah Makbule’m, ah gonca gülüm,
Mart 1922’nin o soğuk kuşluk vaktinde,
Kocayayla’da, Akhisar-Sındırgı sınırında,
Düşman baskınına uğradınız Şahinkaya ile Akkocalı arasında.
Kurşunlar yağmur gibi yağıyordu,
Arkadaşların geri çekilirken sen öne atıldın,
“Vurun! Atın! Vatanı vermeyin!” diye bağırdın.
Bir kurşun geldi uzaktan, alnından girdi,
Uzun kumral saçların yere serildi,
Beynin toprağa aktı, nur gibi, kan gibi aktı.
Henüz yirmi bir yaşındaydın,
Hayatın tadını bile tatmamıştın,
Gözlerin yarı açık, sanki hâlâ bakıyordu ufka…
“Vatan kurtulacak mı?” diye sorar gibi,
Son nefesinde bile vatanı düşündün.
Kır atının üstünde can verdin Makbule,
Eşin Halil Efe’nin yanı başında şehitlik şerbetini içtin.
Cenazeni gizlice gömdüler o yaylada,
Düşman korkusundan mezarın yıllarca gizli kaldı.
Kanlı elbiselerinle, çizmen ayağında,
Örtün gözlerinde, toprağa verdiler seni.
Ama sen öldün mü sanıyorsun?
Hayır, yavrum, hayır.
Her Gördesli kızın yüreğinde uyanırsın,
Her Anadolu kadınının gözlerinde parıldarsın,
Her Türk evladının damarlarında dolaşırsın.
Siyah manton rüzgârda dalgalanır hâlâ dağlarda,
Doru atının nal sesi yankılanır geceleri dağlarda.
“Kınalı Efem uyan!” diye ağıt yakar türküler,
Ama sen zaten hiç uyumadın,
Vatanı için gözünü kırpmadan gittin.
Ey Gördes’in bağrından çıkan aslan kız,
Ey Kınalı Kuzu, ey Asker Makbule,
Sen gittin ama vatan kaldı.
Senin sayende bu topraklar özgür nefes aldı.
Analar senin adınla ninni söyler çocuklarına,
Kızlar senin gibi cesur olmayı diler.
Dağlar seni unutmaz, rüzgâr adını fısıldar,
Toprak kanını emer, hâlâ sıcak tutar seni.
Ah yavrum, ah Makbule’m,
Şehit oldun, ama unutulmadın.
Minnetle, gözyaşlarıyla, yanıp tutuşan bir yürekle,
Ruhun şad olsun, mekânın cennet olsun.
Vatan sağ olsun diye canını verdin,
Biz de senin yolunda dimdik duruyoruz.
Bu ağıt bitsin mi sanıyorsun?
Bitmez.
Her 17 Mart’ta, her dağ başında,
Her Türk’ün yüreğinde yeniden yakılır.
Gördesli Makbule…
Sen bir kız değildin sadece,
Sen bir milletin onuruydun,
Sen bir destandın,
Sen ebedi bir ateştin.
Ruhun şad olsun Kınalı Efe’m…
🇹🇷
Gazi Şahin
Kul Yorgun
29 Mart Pazar
Saat:15.17
5.0
100% (12)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.