4
Yorum
13
Beğeni
5,0
Puan
130
Okunma
Bilmiyorum hangi şehrin sokağını,
hangi caddenin telaşını yürüyorum
minare gölgeleri boyunu devirmiş,
gökyüzü—kısık bir sese ait
“deli deli, kulakları küpeli çanlar”
avuçlarımda çınlıyor
sarı sabahlar…
bu aşkta ağlayıp sızlamadan
tanrısını yitirmiş bir kadının
yasını tutuyorum
ya erken düşüyorum yaşanması gerekene
ya geç kalıyorum
çıplak ayaklarım, utancın duvarı gibi
katı
kalbimde tarifsiz bir sızı
içimde tövbe istilası
ve gürültünün ağası
gençliğe diklenen bedenimle
yaşımı da alıp
hiçbir yere sığmayan hislerime savruluyorum
gökten tepeleme bir aşk düşüyor
anlatsam birine
anlar mı beni?
dişilliğim—yirmilik diş sancısı gibi
hangi çağdan düşüp
kül odalarında buldum kendimi
minik bir umuda sevişirken
boy boy umutlarım
ve unuttuklarım oldu
çığ gibi düşler
aklımın yar dağlarından sürüklenir
bazen acıya, öfkeye
dudak büken bir nehir akar içimden
en kuytu köşelerime
şimdi—
sevginin yurduna sığındım
doğrular hangi ana rahminden doğar
anlamak için
göz nurunu öpüp
aynı ateşte yeniden pişirip
ona da yakalanmamayı seçiyorum
sır dediğin saklanmalı
ama ben onu
çok seviyorum...
"şiir yoruldu ben kadar "
18-03-2026
ist
zaralıcan
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.