0
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
73
Okunma
Şiir, gecenin şairin damarlarına işleyen bir korkusuyla başlar. Bu korku yalnızca karanlığın değil, sevgilisiz uyumanın korkusudur; sevgiliden ayrı kalmanın içe sızan ürpertisidir. Evdeki en küçük sesler — kapı gıcırtısı, musluk damlaması — hayalin kırılgan dokusunu bozar. Şairin koynunda uyuyan sevgili, bu seslerle birlikte ansızın uyanır ve hayalin içinden sıyrılıp kaçar. Böylece şiirin ilk katmanında hayatın olağan akışı görünür: gece vardır, sesler vardır ve hayal gerçekliğin küçük müdahaleleriyle dağılır.
Fakat şiirin asıl hareketi burada başlar. Şair hayalle giriş yapar; çünkü hayal kolaydır. İnsan sevdiğini her an hayal edebilir. Rüya ise hayal kadar erişilebilir değildir. Rüyaya girmek için sevgilinin çoktan bilinçaltına işlemiş olması gerekir. Bu yüzden şiirin temposu arttıkça hayal yerini rüyaya bırakır. Şairin “gözleri düştüğünde” bilinç geri çekilir, rüya sahneye çıkar ve sevgili yeniden görünür.
Rüyada kurulan sahne şiirin en yoğun anıdır. Şairin parmakları sevgilinin tenindeki benleri sayar. Bu sahne yalnızca romantik bir yakınlık değil, aynı zamanda metafizik bir arayış taşır. Benleri saymak, sevgiliyi bedeniyle ezberlemek gibidir; fakat aynı zamanda sevgilinin “ben”ini, yani kimliğini aramak anlamına da gelir. Saydıkça şair eksilir, sevgili ise çoğalıp büyür. Aşkın gizli matematiği burada ortaya çıkar: âşık kendinden verirken, sevgili onun dünyasında giderek büyür.
Bu büyüme aynı zamanda çoğalma fikrini de ima eder. Aşkın bedensel yakınlığı ile devamlılık arzusu arasındaki bağ, şiirin arka planında sessizce dolaşır. Şair eksildikçe sevgili büyür; sevgi bir tarafta tükeniş, diğer tarafta genişleme olarak görünür.
Son kıtada sabah gelir; fakat bu sabah bir kurtuluş değildir. Gökyüzü sensizliğe matem tutarken, gün “sarı benizli” bir hastalık gibi şairin içine çöker. Günün sarılığı, hayatın solgun yüzünü hatırlatır. Böylece gündüz, sevgilinin yokluğunu daha görünür hâle getirir. Bu yüzden şair için gün, yeni bir başlangıç değil, eksildiği yerden devam eden bir döngüdür.
Şiirin sonunda ortaya çıkan şey, geceden sabaha uzanan basit bir zaman akışı değildir. Bu, hayalden rüyaya, rüyadan eksilmeye ve yeniden başlamaya uzanan bir aşk döngüsüdür. Şair her defasında sevgiliyi hayal eder, kaybeder, rüyasında bulur, kendinden biraz daha eksilir ve yine ona döner. Bu yüzden şiir bir bitişle değil, bir dönüşle kapanır:
“Yine sana başladım,
Bittiğim yerden sevgili…”
Gece damarlarıma işlemiş korku
Kapılar gıçırdadıkça musluklar damladıkça
Koynumdan uyanıyorsun ansızın
Hayallerimden sıyrılıp kaçıyorsun.
Gözlerim düştüğünde görünüyorsun
Parmaklarım teninde ki benleri sayıyor
Saydıkça Ben eksiliyorum
Sen çoğalıp büyüyorsun.
Yine sana uyandım
Gök sensizliğime matem tutarken
Sarı benizli bir gün bastı içime
Yine sana başladım
Bittiğim yerden sevgili...
C.A
5.0
100% (2)