0
Yorum
7
Beğeni
0,0
Puan
155
Okunma
Bu şiirin içinde bir insan değil, bir iç sızı konuşur.
Şair bu dizeleri kaleme alırken bir olay anlatmaz; bir akıntı, bir birikme, bir taşma yaşar.
Şiir, dış dünyanın değil, iç dünyanın bir sahnesidir.
Zamanın akmadığı, seslerin sustuğu, nefesin bile ağır geldiği bir yerde durur şair.
O kadar sessiz bir yer ki…
Sessizlik öyle büyüktür ki, artık sadece saatin tıkırtısı duyulur.
Bu ses, dış dünyanın sesi değil; şairin içinin boşluğuna çarpıp geri dönen bir yankıdır.
Saat burada bir zamanı ölçmez:
Yalnızlığı Ölçer.
Şair, “geçmek ne mümkün” derken aslında yaşadığı acının geçmediğini söylemez;
acının içinde kendisinin de geçmez hale geldiğini anlatır.
Durağanlık, takılı kalmışlık, ruhun bir yere saplanması…
Ve bu saplanmışlığın merkezinde bir isim gizlidir.
Şair adını söylemez; söyleyemez.
O ismi dünyaya söyleyince acısı da, özlemi de ortaya saçılacaktır.
Bu yüzden ismi “gizli bir kelimeye” dönüştürür:
Özlem.
“Var benim de üç beş sesim” derken şair aslında bir itirafın kapısını aralar.
Kullandığı dil çökmüştür, dağılmıştır.
Artık konuşabildiği tek kelimeler:
Aşk (3 harf-ses)
Özlem (5 harf-ses)
Bu iki kelime, onun tüm sözlüğüdür ,alfabesidir artık.
Bu yüzden kimse onu anlamaz.
Konuşur ama anlaşılmaz.
Kelimeleri vardır ama başka bir dilde.
Şair, adını söyleyemediği kişinin adını “duygu” kisvesi altında saklar:
“Özlem” der, herkes duyguyu anlar.
O ise birini kasteder.
Bir kişiyi.
Sadece bir kişiyi.
İnsanlar onun dilini çözseydi, şairin gizlediği ismi fark etselerdi…
Belki o zaman susması sona erer, konuşmanın kapısı açılırdı.
Ama kimse anlamaz.
Şairin en büyük acısı da budur.
Anlaşılmamak.
Bu yüzden şiirin sonunda ortaya çıkan cümle tüm şiirin özüdür:
“Konuşmaya ihtiyacım var.”
Bu, dış dünyaya değil;
kendi içine söylenmiş bir yakarıştır.
“Konuşamıyorum, çünkü beni anlamıyorlar.”
“Konuşamıyorum, çünkü ses verdiğim kelimeyi kimse duymuyor.”
“Konuşamıyorum, çünkü adını söyleyemiyorum.”
Saat tıkırdar;
kalp atmaz.
Saat yalnızlık demektir;
kalp atışı ise ancak sevilen kişi yanındaysa duyulur.
Kalp sesi yoksa, tıkırtı vardır.
Tıkırtı varsa, yalnızlık vardır.
Şair bu şiiri yazarken işte bu yalnızlığın kıyısında oturur.
Bir elinde “aşk”, diğer elinde “özlem” kelimeleri…
Başka kelimeleri yoktur.
Bu, şiirin matematiğinde şunu öne çıkarıyor:
✔ Şairin 3 seslik dünyası (Aşk)
✔ Şairin 5 seslik dünyası (Özlem)
Birbirine zerre temas etmeyen iki ayrı evren.
Aynı dilde yaşamasına rağmen,
aynı havayı solumasına rağmen,
aynı insanda birleşmesi gereken iki duygu
birbirine değmeden şairin içinde duruyor.
İki kelimede de ortak hiç bir harf yoktur.
Bu şiirin en büyük trajik katmanı işte burası:
Bu kelimelerle dünyayı anlatamaz, kendini anlatamaz.
Tek isteği:
“Anlasalar seni…”
Bu cümlede saklıdır bütün hikâye.
Bu şiir birine yazılmamıştır;
birine anlaşılamadığı için yazılmıştır.
Ve şairin çektiği acı,
bir insanı kaybetmekten değil,
ona dair konuşamamaktan doğar.
Saatin tıkırtısı aynı şeyi söyler:
“Zaman geçiyor ama sen geçemiyorsun.”
Şiirin hikâyesi tam olarak budur:
Geçemeyen zamanın, konuşulamayan kelimenin, saklanan bir ismin ve duyulamayan bir kalp atışının hikâyesi.
Geçmek ne mümkün,
Duran bir hikayesin
Ortasında doğum ile ölümün.
Gözlerimde gözlerin,
Sözlerimde adın,
Sadece buyum.
Yok tahammülüm
Saatin tıkırtısına.
Göğsünde aksın zamanlar,
Kalbin çarpsın kulaklarıma,
O sese ihtiyacım var.
Hatırlamak ne mümkün,
Solumak ile nefesin
Arasındasın.
O kadar içimde,
Bir o kadar dışımdasın.
Var benim de üç beş sesim
Aşk ve özlem adında.
Beni anlasalar,
Anlasalar seni...
Konuşmaya ihtiyacım var.
C.akkaş
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.