34
Yorum
57
Beğeni
5,0
Puan
417
Okunma

Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in aynı isimli şiirinden ilham alırken; yağmurun sadece gökten inen bir su değil, insanın kendi içine akması gereken bir şifa olduğunu düşündüm. Şemsiyeleri kapattığım o an, aslında onun şiiriyle ıslanmaya başladığım andı.
Zihnimde yankılanan o ritim, bazen cinlerin beynimde kurduğu bir düğün gibi dönerken, bazen de bu yağmurun delilik vehminden üstün bir sükûnet getirdiğini fark ettim.
Üstadı rahmetle anıyorum.
Bu yağmur bulutun işi değil,
Bu yağmur göğün yıldızları,
Pırıl pırılın pıtır pıtıra dönüşümü.
Bu yağmur, düştüğü köze kor.
Bu yağmur, kurumuş toprağa can suyu.
Ve bu yağmur;
Tam da sızılı gönlüme sızıntı gibi.
Gözyaşı kapatıcısı bu yağmur.
Bu yağmur ağacın hasreti,
Cemrenin vuslatı.
Bu yağmur tene can, bana sen gibi...
Bu yağmur topraktaki kokunun kâşifi.
Derenin sınırı,
Uçurumun döküldüğü gözyaşı .
Açmayın şemsiyeleri,
Yağsın ve ıslatsın tüm bekleyenleri.
Bu yağmur ki; bekleyenin beklediği.
Gelme güneş buralara,
Alma yağmuru bizden.
Kurutma toprağın bağrını.
Bırak ıslanalım,
Kokumuz keşfedilene kadar suya karışalım.
5.0
100% (37)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.