4
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
235
Okunma
Ömrüm akarken bedenimden ipek bir şal gibi,
Saçlarımın beyazlığı aydınlatmıyor artık yönümü.
Titremese şayet ellerim,
sarılacak yakasına dört elle belki hayatın.
Keşkeler göz altı torbalarımdan dökülürken avuçlarıma,
İmamesi tanelerine küs tesbihlerin.
Ütü tutmazken buruşuk tenim,
söküğümü dikebilirken zamanında,
mahirliği sorgulanır olmuş Terzi çocukluğumun.
Bir zamanlar ilk kurtarılacaklar arasındayken yangında,
şimdilerde raf ömrü tükenmiş mamûl gibi,
bir bir toplanacaklar arasındayım.
‘Sırası gelen gider evlat’ sözü cılız da olsa çınlıyor kulaklarımda.
Parayla değil,
sırayla…
Duyuyorum, az da olsa.
Hatırlıyorum da.
Demek ki başımda aklım, şükür.
Ah aklım,
Ah benim diğerkâm aklım,
Ah benim ne ettiysem kendime ettiğim aklım;
Hatırla Ben bildiklerimi,
kalbime söz geçiremediklerimi,
bin bir haksızlığa maruz kalışımı,
Susuşlarımı hatırla.
Avazımca susuşlarımı.
İçime kusuşlarımı..
Kendine açken, tok oldun herkese.
Herkese varken yok oldun kendine.
Yazmışsa yazını kudret kalemi,
Şimdi faydasız nedamet.
Vah etme giden ömrüne..
İlk önce onu unutacaksınız biliyorum ama
sesim size emanet.
Yüzüm desen o da silinecek gözlerinizden usul usul.
Yakanıza toplu iğneyle iliştirdiğiniz fotoğrafım
benden sonra belli bir süre buzdolabınızın kapısını süsleyecek belki.
Belki de duvardan bakacağım size.
Ben size bakarken,
Siz de iyi bakın kendinize.
Kafama göre değildi,
bu film de bitti,
ışıklar açıldı,
huzmesi eksildi,
feri kaçtı gözümün.
Ben kalamadım,
Siz kalın sağlıkla.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.