0
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
32
Okunma
Tarih sayfalarını karıştırdığımızda, her savaşın kendine özgü bir "nedeni" olduğunu görürüz. Kimi zaman bir taht, kimi zaman bir toprak parçası, kimi zaman ise sadece bir inanç... Ama bu nedenlerin hepsinin altında yatan, aslında aynı karanlık dürtü: Güç hırsı, korku ve "öteki"ne duyulan şüphe.
1915’te Gelibolu’nun sırtlarında, henüz 20’sinde gençler birbirine kurşun sıkıyordu. Avustralyalı John, "vatan" için; Türk Mehmet, "mukaddes topraklar" için. Hiçbiri o tepenin adının tarihte "Kanlı Sırt" olarak anılacağını bilmiyordu. John’un annesi Melbourne’de, Mehmet’in annesi Konya’da aynı duayı ediyordu: "Oğlum sağ salim dönsün."
Bugün, 2024’te, farklı coğrafyalarda benzer sahneler. Teknoloji ilerledi; droneler gökyüzünde süzülüyor, yapay zeka hedef belirliyor. Ama o tepedeki çığlık hâlâ aynı. Anneler ninneler hâlâ aynı melodiyle söyleniyor, sadece aksan değişiyor.
"Savaş, insanın kendi yarattığı cehennemi başkasına yaşatma sanatıdır."
İ Ders Alınamayan Dersler
Versay’da 1919’da imzalanan barış antlaşması, aslında 20 yıl sonra patlayacak daha büyük bir fırtınanın tohumuydu. Galip güçler, mağlubu aşağıladı, tazminatlarla boğdu. "Adalet" adına yapılan haksızlık, yeni bir nefretin beslendiği besin oldu.
Bugün Ukrayna’nın tarlalarında, Gazze’nin enkazlarında, Yemen’in dağlarında aynı döngü. Her barış masası, bir sonraki savaşın planlama toplantısı gibi. İnsanlık, PhD yapmış bir öğrenci gibi: Kaynakları çok, ama öğrenme yeteneği yok.
Neden mi?
Çünkü savaş, ekonomik bir makine haline geldi. Silah tüccarları hisse senetleri yükseldikçe, diplomatlar masadan kalkıyor. "Çatışma çözümü" yerine "çıkar dengelemesi" konuşuluyor. İnsan hayatı, bir Excel tablosundaki rakam.
Savaşın Gizli Kurbanları
Savaşın en büyük yalanı "kahramanlık" mitidir. Ama gerçek kahramanlar, o miti sorgulayanlardır. 1914’te No Man’s Land’de (Kimsenin Toprağı) Noel Günü futbol oynayan askerler, insan olmanın savaştan üstün olduğunu gösterdiler. Komutanlar bunu "disiplinsizlik" olarak cezalandırdı.
Bugün, savaş karşıtı bir tweet atan gazeteci, "vatan haini" ilan ediliyor. İnsanlık, kendi vicdanını susturmak için ne kadar çok enerji harcıyor!
Savaşın görünmeyen kurbanları:
Çocuklar: 2023’te çatışma bölgelerinde 5 çocuktan biri okula gidemiyor
Toprak: Vietnam’da hâlâ temizlenemeyen Agent Orange kalıntıları
Hafıza: Soykırım görmüş nesillerin torunlarında aktarılan travma
"Düşman" kelimesinin normalleşmesiyle kaybolan Umutsuzluk Değil, Uyanış
Bu yazıyı yazarken amacım umutsuzluk aşılamak değil. Tersine, insanlığın hâlâ sahip olduğu bir şeyi hatırlatmak: Değişim kapasitesi.
1998’de Belfast’ta, yüzyıllık İrlanda çatışmasını bitiren Good Friday Anlaşması, "imkânsız" denen şeyin mümkün olduğunu gösterdi. Güney Afrika’da apartheid rejiminin barışçıl devrilmesi, intikam döngüsünün kırılabileceğini kanıtladı.
Ama bu örnekler neden nadiren tekrarlanıyor?
Çünkü barış, savaş kadar "sexy" değil medyada. Çünkü uzlaşma, çatışma kadar "tıklanmıyor". Çünkü biz, tüketiciler olarak hikâye istiyoruz: İyi ve kötü, kahraman ve canavar. Gri alanlar, rating getirmiyor.
Son Söz: Sen ve Ben
Bu yazıyı okuyan sen: Belki bir öğrencisin, belki bir anne, belki bir asker. Ama önce insan.
Savaşın anlamsızlığı, tarihin tekerrürü, silahların gürültüsü... Hepsi, senin bir sosyal medya paylaşımında kullandığı "onlar" ve "biz" ayrımında başlıyor. Empati kası, kullanılmadıkça atrofiye olur.
Geçmişten ders alamamamızın nedeni, tarihi "ders" olarak değil "masal" olarak okumamız. Hiroşima’yı "atom bombası" olarak hatırlıyoruz, ama Sadako Sasaki’nin kağıttan turnalarını değil.
Belki de gerçek devrim, büyük siyasi değişimlerde değil; küçük insanlık hallerinde gizli. Komşuna selam vermekte, farklı görüşteki birine kulak vermekte, "öteki"nin çocuğunun gözlerine bakabilmekte.
Savaş, insanlığın başarısızlığı değil; seçimidir. Ve seçimler değiştirilebilir.
"Dünyayı değiştirmek istiyorsan, önce kağıdı kalemi bırak, komşunun kapısını çal."
5.0
100% (1)