1
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
41
Okunma
Gençliğim,
bir sabah güneşi gibi doğmuştun
ve içimde durmadan yükselirdin.
O çılgın, o hiç bitmeyecek gibi hızlı,
bir o kadar da atılgan, cocuksu…
Zamanın kıskacı yoktu,
senin duracağın da…
Oysa ne güzeldi,
her an sonsuzmuş gibi akıyordu,
her an hiç bitmeyecek gibi.
Şimdi aynalara bakıyorum,
gözlerimde biriken gölgeler
senin ışığını arıyor.
Her çizgi, her iz
bir hatıra gibi dokunuyor yüzüme,
sessizce… acıyla… özlemle.
Sen,
bir şarkının en yüksek notasındaydın,
bir dalganın kıyıya çarpışında,
bir kahkahanın tam ortasında gizlenmiştin.
Ben seni tutamadım,
çünkü sen çoktan uçmuş,
rüzgârın ardına karışmıştın.
Yollar uzuyor artık,
adımlarım yavaş ve tereddütlü.
Her köşe başında
senin hatıran fısıldıyor bana:
bir fotoğrafın titrek ışığı,
bir kokunun gölgesi,
bir sesin yankısı… hepsi sen.
Gençliğim,
sen bir düş değildin oysa ki,
ama düşler gibi uçup gittin.
Şimdi yalnızca içimde
bir özlem,
bir boşluk,
ve yanan bir ateş olarak varsın.
Ve ben,
her sabah yeniden doğarken
yine sana sesleniyorum:
“Gençliğim,
neredesin…?”
ALİ RIZA COŞKUN ©
5.0
100% (5)