10
Yorum
37
Beğeni
5,0
Puan
222
Okunma
Sana gelmek; uçurumlardan kanat beklemek gibi,
Sana bakmak; güneşe çıplak elle dokunmak...
Aramızda şehirler değil, imkânsızlık denilen o sağır duvar,
Ve her tuğlasında henüz söylenmemiş binlerce ah var.
Ben seni, kavuşmanın kıyısına bile varamadan,
Bir imzanın, bir kaderin, bir yasak kapının ardında sevdim.
Öyle bir yangın ki bu; küle dönsem rüzgarın yasak,
Öyle bir gurbet ki; dönüp dolaşsam durağın yasak.
Adını her andığımda dilimde bir cam kırığı sızlar,
Dokunsam parmak uçlarım kanar, sussam kalbim...
Seni, gökyüzünün denize bakıp da hiç dokunamadığı o çizgide,
Hüznün en asil, sevdanın en öksüz yerinde sevdim.
"Ne sevgiymiş!" desinler, evet, öyle bir kara sevda ki bu;
Vuslatı lügatimden sildim de, ismini tespih yaptım ruhuma.
Seninle bir sofrada ekmek bölüşmek hayal,
Aynı yağmurun altında ıslanmak bile mucizeyken;
Ben seni, imkânsızlığın o en karanlık, en dipsiz kuyusunda,
Yusuf’un rüyasına sığınır gibi, bir mucizeye inanarak sevdim.
Ellerin başkasının baharında çiçek açsa da,
Gözlerin benim olmayan ufuklara dalsa da;
Bu bendeki sevda, bir kavuşma davası değil, bir varoluş savaşıdır.
Çünkü en büyük zaferim;
Senin hiç haberin yokken, senin için dünyayı karşıma alışımdır.
Sözün bittiği, yolların tıkandığı o son noktada bile,
Ben seni, "elveda" demenin bile yasak olduğu o sonsuz boşlukta;
Yarım kalmış bir şiirin en can alıcı dizesi gibi,
Hiç bitmeyecek, hiç eskimeyecek bir sızıyla sevdim.
(KOR)
5.0
100% (19)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.