1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
65
Okunma
Ses ezelden gelir;
Kulaktan önce vardır, kelimeden önce
Henüz harfler yaratılmamışken
Anlam, sessizliğin içinden konuşmayı öğrenmiştir.
Bu ses, bir başlangıç anlatmaz
Çünkü başlangıç sandığın şey de onun içindedir;
Zamanı doğrusal sanan zihne inat,
Ses dairedir, döner ve yine kendine varır.
Duymak sandığın şey,
Aslında hatırlamanın gecikmiş hâlidir;
Ses sana gelmez,
Sen sesin içine düşersin.
Bir ninni gibi başlar bazen,
Seni sakinleştirdiğini sanırsın;
Oysa asıl yaptığı,
Uykunun derinliğinde sana kim olduğunu fısıldamaktır.
Ses ezelden gelir ama bağırmaz,
Çünkü hakikat yüksek ses sevmez;
O, kalbin en kırılgan yerinde
Fısıltıyla yankı bulur.
Ne zaman bir cümle içini titretirse,
Sebebini bilmediğin bir ağırlık çökerse göğsüne;
Bil ki o ses,
Zamanın içinden değil, kökünden gelmiştir.
Bu ses bir öğreti değildir,
Öğretenle öğreneni ayırmaz;
Sadece perdeyi inceltir,
Duyanın kendini duymasını sağlar.
Bir şiir okurken durup kalırsın,
Bir ayet seni adınla çağırır,
Bir bakış susturur kelimelerini;
Ses ezelden gelir
Ama her çağda başka bir kılıkla görünür.
Kulak, bu sesi taşımakta zorlanır
Çünkü o ses,
Duyulmak için değil;
İçinden geçilmek içindir.
Ses;
Seni ikna etmeye çalışmaz,
Delil sunmaz, kanıt istemez;
Sadece hatırlatır:
“Sen bunu zaten biliyordun.”
Bazen bir acının içinden konuşur,
Bazen büyük bir sevinci yararak;
Sesin yolu düz değildir,
Kalpten geçer, kırılarak gelir.
Söz bittiğinde başlar asıl konuşma,
Cümleler yorulduğunda nefes alır;
Sessizlik, sesin yokluğu değil,
En saf hâlidir.
Bir gün her şey susar,
Soruların, korkuların, adların;
İşte o gün duyarsın
Sesin ezelden geldiğini.
Ve anlarsın ki
Bu ses sana bir şey söylemedi aslında,
Sadece senden olanı
Sana geri verdi.
HABİB YILDIRIM / BÂİN-İ ADLÎ
(17 Şubat 2026)
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.