2
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
122
Okunma
Nasır tutmuş ellerin haritasında
bir ömrün susarak attığı düğümler vardı
kavruk yüzlerde güneş değil
yoksulluğun mühürlediği bir sabır yanardı
Sofrada ekmek bölünürken
kimse açlığını söylemezdi yüksek sesle
çünkü utanç, en eski çataldı evimizde
İs kokulu lambanın altında
gölgesi bile yorgun düşen adamlar
yarın denen masala inanırdı
Ellerin çizgilerinde kaybolmuş bir bayram sabahı
yamalı gömleklerin cebinde saklanan şekerler
annemin sessizliği kadar eskiydi
avludan içeri giren rüzgâr
gazete kâğıdına sarılı peynir kokusunu dağıtırdı
ve biz
doymaktan çok aynı sofradaki beraberliğe şükrederdik
duvardaki takvim
her gün biraz daha sararırken
hiçbir mevsim
babamın yüzüne uğramazdı
gecenin en geç vaktinde
sönen sobanın külünde bile
ellerini ısıtmaya çalışan o adamlar
aslında yarına değil
birbirine inanırdı
tavandaki is lekesine değip dağılan çay buharı
bir duaydı belki
hiç kimsenin amin demeye cesaret edemediği
yıllar sonra
ellerimde nasırın hatırası
şehir camlarına vuran yüzümde
babamın susuşu
asansör aynalarında çoğalan gölgem
o avludaki çocukla göz göze gelir bazen
cebimde hâlâ
gazete kâğıdına sarılı bir peynir kokusu
kalabalık caddelerden geçerken
kimse bilmez
bir sobanın sönmüş külünü
içimde üfleyerek yürüdüğümü
şimdi sofralar büyük
ekmek bol
ama hiçbir lokma
o bölüşmenin yerini tutmaz
ve ben her şeye rağmen
aynı duaya dururum içimden
çünkü o evden çıktım çıkalı
yarına değil
insana inanmanın ekmeğini yiyorum
İ.TAŞÇI
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.