7
Yorum
15
Beğeni
5,0
Puan
281
Okunma
Şair dedikleri ne ki be,
Bir taş mahzenin gölgesinde bekleyen
Koyu kırmızı bir sır,
Midyat’tan sızmış,
Tur Abdi’nin tozlu üzümünden
Boğazkesen’in öfkesiyle,
Öküzgözü ’nün ağırkanlı aşkıyla ezilmiş.
İçine mahlep karışmış,
Kekre bir n’aber diyor damağa,
Sonra birden yumuşuyor,
Sanki eski bir Süryani dede
“İç oğlum, günah değil bu,
Tanrı da şarap içti son akşam yemeğinde”
Diye fısıldıyor kulağına.
Sen bir kadeh dolusu
Mezopotamya’sın,
Dört bin yıllık kederin alkolü,
Bir yudumda Ninova’yı, Urfa’yı, Mardin’i yutuyorsun,
Sonra da beni yutuyorsun,
Ben ki zaten yutulası bir adamım.
Doldur be Şair,
Doldur şu kadehi taşana kadar,
İçelim şu Süryani şarabını,
İçelim ki
Dünya biraz daha az iğrenç gözüksün,
İçelim ki
Aşk biraz daha az yalancı olsun,
İçelim ki
Ölüm bile biraz geciksin.
Adı bile güzel lan,
İçtikçe içesi geliyor insanın,
İçtikçe
“Ulan ne bok yiyoruz bu hayatta”
Diyesi geliyor,
Sonra da susup
Bir daha içesi geliyor.
Haydi kadeh kaldır,
Şerefe değil,
Şerefsizliğe değil,
Sırf şu an yaşadığımıza,
Şu kadeh kadar gerçek olan şeye.
Şerefe şair
Şerefe Süryani şarabı,
Şerefe be…
İçelim de
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.