5
Yorum
16
Beğeni
5,0
Puan
102
Okunma

ayna karşısında prova yapıyorum karizmamı,
saçlarım rüzgârla değil, özgüvenle dalgalı.
Mahalle bakkalı bile veresiye defterine
“yakışıklı geldi” diye not düşüyor.
Yürüyüşüm var ya,
kaldırım taşları hizaya geçiyor.
Martılar simidi bırakıp beni izliyor,
güneş “abi sahne senin” deyip
bulutun arkasına çekiliyor.
Çok derin adamım aslında,
iki çay arası felsefe yaparım:
“Hayat nedir?” diye sorarım,
garson bile bahşiş bırakır masama.
Gözlerim?
Ah o gözlerim…
Bir bakarım, trafik ışıkları utanıp yeşile döner.
Bir susarım, şiir olur memleket.
Bir gülerim, ekonomi düzelir azıcık.
Ama itiraf edeyim dostum,
bütün bu efsane biraz abartı.
Karizmamın yarısı filtreden,
yarısı annemin “benim yakışıklım”ından.
Yine de umutluyum;
belki bir gün gerçekten
aklımla, kalbimle, nezaketimle
birini hayran bırakırım.
Çünkü öğrendim ki asıl mesele
havalı yürümek değil,
yanında yürüyene omuz olmakmış.
Şimdi şiiri burada bitireyim,
fazla yükselmeyeyim —
sonra gerçekten inanırım
kendime yazdığım efsaneye.
5.0
100% (9)