0
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
75
Okunma
Ben…
göğsünde dut lekesiyle yaşayan bir kızım.
Adım, güllerle başlar ama
gülüşüm kurur bazen,
bir köy sabahının
soğuk tandır taşında.
Kimse bilmez,
gözümün içine düşen o eski yağmurun
hangi mezarın başından esip geldiğini.
Ben gözyaşını
her sabah çeşmeye götürürüm,
kimse anlamaz.
Testiyi taşırken
ellerim değil, içim dökülür önce.
Bir ayakkabım delik,
bir hayalim kırık.
Köy yerinde kimse
hayalleri onaramaz.
Ama yine de
salıncağa biner gibi otururum hayata,
rüzgârı severim çünkü
bazı sevgiler ancak
hiç görülmeyerek yaşanır.
Adımı seslenen olmaz artık.
O yüzden bazen
kendimi koyunlara seslenirmiş gibi çağırırım:
“Gel Gülistan, geç kalma…”
Ama o çağırdığım,
hiç benim olmadı.
Bir benlik var içimde,
yalınayak gezer,
beni ben sanmaz.
Tavuklar kümese girince
gece başlar.
Ve ben her gece
bir şiir yazmamış gibi utanırım kendimden.
Çünkü şiir yazmayan kızları
sanki Mevla biraz eksik sever gibi gelir bana.
Bir gün buradan gideceğim.
Ama nereye bilmiyorum.
Belki
pencereme yaslanan
o suskun kuşun
göç ettiği yere.
Belki hiç varılmayan bir şehre.
Belki de sadece
içimden taşan
isimsiz bir hüzne.
Ben Gülistan,
ve adımı telaffuz ederken bile
çiçek soluyor sanki.
Yani ben,
kendi adımı bile
incitmeden söyleyemem.
Ama yine de
sevdiğimde
göğsümde açan
o kırmızı güle,
kimse dokunmasın isterim.
Çünkü bazı sevdalar
yalnızca içten içe
moraran birer sabır lekesidir.
Ve ben
çok sabrettim.
Hiç kimseye anlatamadım.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.