5
Yorum
15
Beğeni
5,0
Puan
123
Okunma

Bir zamanlar, iki nehrin denize kavuşması gibiydi onların birleşimi. Aynı kaynaktan çıkmamış olsalar da, yolları kesişmiş, akışları birbirine karışmış ve tek bir güçlü akıntı olmuşlardı. Çevresindekiler onları hep birlikte anardı; "ırmak" derlerdi onlara, bir bütün olarak. Taşlar, ağaçlar, kıyılar bile onların uyumlu şarkısına alışmıştı.
Ne bir set çekildi aralarına, ne de bir kayık devrildi. Fırtınalar koptu, evet, ama her fırtına sonrası daha da sıkı sarıldılar birbirlerine. Sanılırdı ki sonsuza dek öyle akacaklardı, okyanusa kavuşma hayalleriyle...
Fakat zamanla, fark etmedikleri ince bir sızı başladı. Bir kum tanesi düştü aralarına önce, sonra bir çakıl. Gözle görülmez, akışı etkilemez sandılar. Ancak o kum taneleri çoğaldı, minik adacıklar oluştu. Akıntı hala aynı yöne gibi görünse de, artık her biri kendi kıvrımından geçiyordu. Birbirlerinin sularındaki yansımaları bulanıklaştı, sonra tamamen silindi.
Ortak yatakları hala aynıydı, evet. Hala aynı güneşi görüyor, aynı rüzgarla dans ediyorlardı. Ama artık birbirlerinin şarkılarını duymuyorlardı. Biri hızlanınca diğeri yavaşlıyor, biri çağlayınca diğeri durgunlaşıyordu. Aralarındaki mesafe somut bir "uzaklık" değildi; daha çok bir "boşluk"tu. Dokunsalar birbirlerine değeceklerdi belki, ama değmeye ihtiyaçları kalmamıştı sanki.
En acısı da buydu; ortada bir suçlu yoktu, bir düşmanlık yoktu, hatta bir ayrılık kararı bile yoktu. Sadece "biz" olmaktan çıkmışlardı, adım adım, sessiz sedasız. Şimdi, denize ayrı ayrı akıyorlar. Akışları hala güçlü, varlıkları hala hissediliyor. Ama hiçbiri o ilk birleşimin coşkusunu taşımıyor. Nehir yatağının derinliklerinde kalan eski taşlar, onların "tek ırmak" olduğu günleri anımsıyor sadece. Ve biliyorlar ki, en acı ayrılıklar, bir kelime bile etmeden, bir nefes bile almadan gerçekleşenlerdir.
Hiç gürültü kopmadı aramızda,
Ne bir cam kırıldı, ne bir kalp sesi duyuldu.
Sadece bir sabah uyandık ve anladık;
Güneş aynıydı ama gölgelerimiz artık birbirine değmiyordu.
Dün, omzun omzumun en güvenli limanıydı,
Bugün ise sırtlarımız arasında koca bir dünya var.
Aynı evin içinde, ayrı iklimleri yaşıyoruz;
Senin mevsimin bahar olsa ne çıkar,
Benim içimde kar sessizliği var.
İnsan sanıyor ki ayrılık bir fırtınadır,
Geleceğini gök gürültüsünden anlarsın.
Oysa kırgınlık, eve hırsız gibi girermiş;
En güzel gülüşlerini çalar önce,
Sonra hayallerini, sonra o meşhur "biz"i...
Şimdi karşımda duruyorsun ama bir siluet kadar uzak,
Sesin geliyor, ama ruhun çoktan başka bir şehre taşınmış.
Elini tutsam, boşluğa düşecek parmaklarım;
Çünkü insan bedeniyle değil,
Bakışıyla, kalbiyle kalırmış yanında.
En çok da neye yanıyor canım biliyor musun?
Hâlâ aynı cümledeyiz ama anlamlarımız farklı.
Aynı hikâyenin içinde hapsolmuşuz sanki;
Ama sen çoktan çevirmişsin sayfayı,
Ben ise bir zamanlar yan yana duruşumuzun altını çiziyorum.
Gitmek, bir bavula sığdırılan o telaşlı eylem değilmiş;
Asıl gitmek, yan yana dururken bile birbirini bulamamış olmaktır...
Funda Yılmaz
5.0
100% (8)