3
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
187
Okunma

Bataklık Çiçekleri……
Zihnim,
kendi gölgesine basmaktan yorulmuş
bir göçmen kuşu…
Nereye uçsam,
arkamdan sürüklenen bir hayal kırıklığı kervanı,
ayak izlerime çadır kuruyor.
Düşünmek, bazen
paslı bir anahtarı aynı kilide sokup
aynı kapıyı açmaya çalışmak gibi…
Açılmıyor.
Ama elim alışmış işte,
bırakamıyorum o anahtarı.
Nefret benim içimde doğan bir ateş değil artık;
üzerine oturup beklediğim
suskun bir yanardağ.
Patladı patlayacak,
Var gücümle kapatıyorum üstünü,
çünkü biliyorum:
İçimin harap ettiği yerleri
yeniden ben onarmak zorundayım.
Eyüp’ün sabrı gibi,
üzerime sessizce çöken bütün karanlığa rağmen
nefrete diz çökmüyorum.
Öfkem her yükseldiğinde
ellerimi toprağa bastırıyor,
dudaklarımdan yükselmek isteyen fırtınayı
derin bir nefesle
bir kez daha susturuyorum.
Sevgi göğsümde bir sıcaklık değil,
Kırldı kırılacak tutunduğum son dal gibi…
Kırılacağını bile bile sarıldığım,
beni kurtarmayan ama
yine de düşüşümü yumuşatan ince bir hatıra.
Merhamet ise…
O bambaşka bir düğüm.
Hem kendime duyduğum o yumuşak dokunuş,
“yeter artık, canın acıdı” diyen iç ses;
hem de beni hayal kırıklığına uğratanlara karşı
gücüm varken bile uzattığım
titrek bir şefkat eli.
Kimine kızabildiğim kadar kızıyorum,
ama kırmak varken kırmıyorum;
çünkü bilirim
Ne yaptıklarını bilmiyorlar,
Ve herkesin taşı kendi kadar ağırdır.
İçimdeki merhamet,
kılıcı kınında paslandıran
ama yine de
kalbimi çöl olmaktan koruyan
tuhaf bir lütuftur.
Acıdığım için bağışlamıyorum aslında;
bağışlayamadığım için acıyorum belki de.
Kendi yarama da onların yarasına da
aynı acı suyu döküyorum:
Hafif yanar, ama iyileştirir.
Ve aşk…
Ah aşk,
bazen göğsüme saplanan solgun bir pusula;
kuzeyi göstermesi gerekirken
hep aynı yere,
dönüp duran
arızalı bir ibre.
Ben de peşinden gidiyorum işte,
bile bile
yine aynı bataklığın,
bir türlü solmayan çiçeklerine.
Düşüncelerim bir nehir değil artık;
kendi yatağını kemiren
susuz bir tarla gibi çatlıyor içimde.
Akmasını istediğim yerde donuyor,
dursun dediğim yerde çağlıyor.
Ve ben,
bu iç savaşın tam ortasında
kılıcını toprağa saplamış bir asker gibi
sadece bekliyorum:
Belki bir gün
zihnimin karanlık ormanındaki
bütün hayal kırıklıkları
benden vazgeçer de
ben kendime geri dönerim.
Ama şimdilik,
yine bildiğim patikadayım:
Aynı düşünceyi yüzüncü kez çiğniyor,
Aynı acıyı bininci kez kokluyor,
aynı kederi,
milim milim yeniden yaşıyorum.
Çünkü bazen
insan, en çok
kaçamadığı şeydir.
Mahmut Fakhani
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.