0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
96
Okunma
Camdan bir ömür verdiler elimize,
Parmak izimiz bile suç sayıldı.
Taşıması hafif sandık başta,
Düşünce öğrendik ağırlığını.
Güneş vurunca parlar sandık,
Işıkla övündük, gölgeyi unuttuk.
Oysa en parlak anında bile,
Kırılmaya en yakın şeydi cam.
Dünya, yüksek bir raf gibi,
Herkes yukarıya bir şey koyma derdinde.
Aşağıya bakmayı unuttuk,
Düşenin sesini bastıran gürültüden.
Zaman, ince bir çizik attı üstüne,
Önce fark etmedik, sonra çoğaldı.
Bir bakış, bir söz, bir suskunluk
Camdan ömrü örümcek ağına çevirdi.
İnsan, sağlam sandığı kalbiyle yürüdü,
Taşlara meydan okur gibi.
En çok da kendi sertliğine çarptı,
Dağılan yine kendisi oldu.
Aynalar dost değildi bu hayatta,
Hep biraz geç söylediler gerçeği.
Çatlakları süs sandık çoğu zaman,
Kırığı karakter diye taşıdık.
Ölüm, bir çekiç gibi inmedi tepemize,
İnce bir tıkırtıydı kulakta.
“Dikkat et” dedi usulca,
Camdan olduğunu hatırlatır gibi.
Toprak, sabırlı bir toplayıcıydı,
Ne düşse sakladı bağrında.
Cam da en sonunda susmayı öğrendi,
Parçalanınca anlaşıldı sesi.
İnsan, ölümsüzlükle oynadı durdu,
Kırılganlığını maske yaptı.
En güçlü sandığı anlarda bile,
Bir nefeslik mesafedeydi son.
Dua, bazen ellerde değil,
Bir kırığın kenarında durur.
İnsan orada anlar,
Sağlamlık sandığı şeyin alışkanlık olduğunu.
Camdan bir ömür bu,
Sert değil ama kesindi.
Dokunurken inciten,
Düşerken öğreten cinsten.
Bir gün, bütün vitrinler sökülecek,
Işıklar camdan geçmeyecek.
O zaman insan anlayacak,
Kırılmadan yaşamanın mümkün olmadığını.
HABİB YILDIRIM / BÂİN-İ ADLÎ
(17 Ocak 2026)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.