0
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
34
Okunma
Bir esaret var ki doluya koysam almayan,
Boşa koysam dolmayan...
Ruhu kelepçeleyen, aklı ise dört duvara mahkum eden bir esaret.
Yarınlara çıkarmayan, ama öldürmemeye de ant içen bir esaret.
Namluyu alnına dayamış, tam tetiği çekecekken ellerini titreten ,
Hava güneşliyken şemsiyeyi açtıran, hava yağmurluyken de yalınayak dolaştıran esaret.
Akıllıya deli,
Deli olana akıllı dedirten ,
Özleyene halim,
Özletene de zalim dedirten bir esaret.
O esaret ki , çoğu zaman yersiz cesarete dönüşen...
Divaneyi koşa koşa çöllere düşüren,
Gülüşleri öldüren, gözyaşlarını sağ bırakan esaret.
Merhametliye acımasızlığı, acımasıza merhameti öğreten,
Beyazın siyaha, siyahın da beyaza evrildiği esaret.
Güçlüyü biçare ,güçsüzü ise Yavuz kılan,
Yanana bir yudum su vermeyen,
Ama yakana odun taşıyan ,
arsız esaret...
Ağına düşürdün bir kere,
Kaçsam yakalayansın, kovasalam kaçan...
Var mıdır ki seninle tanışıp aynı kalan... ?
5.0
100% (4)