1
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
139
Okunma
Seni bir belgeselde sevdim Paris,
gece yarısı, ses kısık,
anlatıcı ağır konuşuyordu
zaman gibi.
Sen yürürken ekranda
ben duruyordum odamda,
iki yalnızlık
aynı kareye sığmıyordu.
Hiç dokunmadım sana,
ama bazı şehirler
dokunmadan da iz bırakır.
Bir cümle gibi
yarım bırakır insanı.
Ey hiç gitmediğim Paris,
sende sokaklar şiirle yıkanır derler,
bende şiir
sokaksız kalır.
Köprülerin var senin,
benim ise hep
geçemediğim taraflar.
Seine akar,
bunu biliyorum.
Çünkü bazı sular
insanın içinden geçer
haritaya bakmadan.
Bir nehir gibi
akıp gitmek istedim senden sonra,
ama kaldım.
Montmartre yokuştur,
yorar insanı.
Ben yokuşu bilirim,
adını bilmesem de.
Her çıkış
bir vazgeçiştir biraz,
bunu öğrendim.
Ey hiç gitmediğim Paris,
seni bir kadının bakışında gördüm,
bir fotoğraf karesinde,
bir sigaranın son dumanında.
Sen hep biraz uzaktın,
tıpkı
olabilecek hayatlar gibi.
Bir belgeselde yandın,
Notre-Dame.
Küllerin bile estetikti.
Benim yananlarım
isimsizdi,
mimarisi yoktu acının.
Zaman sende ağır,
bende eksik çalışır.
Saatler sende vitrin,
bende yara.
Aynı çağda yaşayıp
farklı yalnızlıklar biriktirdik.
Seni gitmeyerek sevdim Paris,
çünkü gitmek
bozar bazı düşleri.
Ayakkabım değmedi taşına,
hayalim bastı sadece.
En temiz halinle
orada kaldın.
Belki bir gün gelirim,
belki gelmem.
Ama bil:
Ben seni
hiç gitmediğim bir yer olarak sevdim.
Bazı sevgiler
ancak böyle
bozulmadan kalır.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.