3
Yorum
14
Beğeni
4,6
Puan
179
Okunma

CENDERE
Atılmışken karanlık dehlize istikbalim
Mülteci çocuk gibi suya düştü ikbalim
Çağlayandım bir zaman şimdi kuru bir nehir
Dara çekeceklerdi duruşmam oldu tehir
Suçum ne bilmiyorum acep neye karıştım
Bombalandığımda ben çocuktum bir karıştım
Ellerimden aldılar nafakam olan nanı
Od düşürüp canımdan ayırdılar cananı
Asıl suçlu olanlar hâlâ teperken hora
Dağlayıp ciğerimi çektiler beni dara
Sapla saman içine sıkışmış bir daneyim
Çekip kurtarmadılar halbuki birtaneyim
Adaletin kılıcı keserken masum başı
Haksızlıktan kahrolup çatladı sabır taşı
Çırpınıp duruyorum düştüm çıkmaz sokağa
Bir gecede kar yağdı şu simsiyah şakağa
Ey benim gamlı gönlüm çimdin hüznün cağında
Közlenerek pişersin dertlerin ocağında
Çelik kuşlar roketle barış götürür mü hiç
Komşusu kan ağlarken mümin oturur mu hiç
Kimyasal silahlarla göğe delik açtınız
Ölümcül zehrinizi gelip Şark’a saçtınız
Mazlumları çiğnerken zalimin kundurası
Sıkıştırır ruhumu dünyanın cenderesi
Vicdan ışığı girmez güve düşmüş ruhuna
Karanlıkla beslenen zalimler güruhuna
İnsanlığın haline ağlıyorken ufuklar
Tüm kirlerden gusledip ağaracak şafaklar
Pes etme garip gönlüm elbet güneş doğacak
Hakk’ın nurlu ziyâsı karanlığı boğacak.
Nurgül KAYNAR YÜCE / K. MARAŞ
Cağ: Eskiden evlerin odalarının bir köşesinde banyo yapmak için hamemlik ve abdest alacak yer olarak yapılan köşesinde su gideri olan küçük yükselti.
Oturma odasındaki abdestlik olarak kullanılır bir ırbıkla el ilaani bulundurulurdu. Birde sabun. Yüksekçe yerinde de peşkir ( yüz havlusu) asılı olurdu.
Herkesin girmediği odanın köşesindeki cağda da çimilirdi. ( banyo yapılırdı)
5.0
86% (6)
2.0
14% (1)