12
Yorum
47
Beğeni
5,0
Puan
209
Okunma

Bir tezat ki kusarken ev eşyayı, möbleyi,
Ara da bul içinde aşkla duran kıbleyi.
Gömülen her bir zihin, kurbanı imiş süsün,
Allayıp pulladıkça esiri olmuş lüksün.
Kafesinde dualar yetim, göğüs mağrur,
Işıkların altında gönüllerde sönmüş nur.
Sokağa taşan yerde bir pazar ki kurulmuş,
Alıcısına göre satıcı yolu bulmuş.
Özenti tezgâhında kimlik düşmüş ucuza,
Kıymete binen kibrin kokusu varmış arza…
Duyan, denizde dalga, dövdükçe kıyısını;
Alır mı, çıkarır mı tuzuyla foyasını?
Foyası dökülenin, neyi kalmış ki elde?
Boğulur bunca yalan, o tuzlu, hırçın selde.
Ne yaldızlı söz o an, ne mermerdeki cila,
Ruhun çıplak sesidir, yükselen bu vaveyla.
Gemi ağırlaşınca, yükü ummana bırak,
Kıblesi kalp olmayana, her liman artık ırak.
Eşyalar yükmüş meğer, sırtında birer kambur,
Hafifleyen gönülmüş, ağırlaşan ise dumur.
Nihayet her bir dalga, süpürürken kumsalı,
Anlar ki insan ancak; Rabb’dan emanet salı.
Sımsıkı tutan bağı çözülüp dağılınca,
Dert, külfet bildikleri gün olup sağılınca;
Pişmanlığın “keşke”yle geldiği o eyyamda,
Mazeret kabul görmez o en yüce makamda.
Saltanatı terk edip girince dar kabire
Yor adını Mesut’um, atandan bir tabire…
5.0
100% (29)