9
Yorum
24
Beğeni
5,0
Puan
434
Okunma

Yaşlılıktan değil eskiye özlemlerim, yaşanmışlıktan, gurbetlikten, samimiyet ktlığından, dost kıtlığından
Hani şu özlemini çektiğimiz siyah beyaz fotograflarda kalan gerçek dostluklardan bahsediyorum.
Şimdilerde herkes kendi içinde kendi yalnızlığını yaşıyor.
Oysa sanal alemdeki arkadaş listesi on binleri bulurken….
Karşılıklı oturup dertleşebildiğimiz, gözlerinin içine bakarak konuşabildiğimiz, samimiyetine itimat ettiğimiz dost kıtlığı çekiyoruz hepimiz….
Bağlarımız zayıflıyor, kopuyor maalesef.
Eskiden jeton parası zor bulduğumuz zamanlarda ne eder eder jeton alır ve sık sık arardık sevdiklerimizi.
Şimdi telefonlar 7-24 avucumuzun içinde ama kimse kimseyi aramıyor.
Konuşmak gelmiyor içimizden.
Galiba insan olmayı, kardeş olmayı, arkadaş olmayı, dost olmayı unuttuk ne dersiniz?
ESKİ HATIRALAR
Köy odalarında muhabbet koyu
Dost meclislerinde erenler vardı
Güze bekletip de şenliği toyu
Düğünü derneği kuranlar vardı..
Kepez takılırdı gelin başına
Sürme çekilirdi gözün kaşına
At üstünde varıp can yoldaşına
Üzengilik buzağ alanlar vardı...
Pınara ıslardık katığı, yağı
Baharda kazardık teyeği, bağı
Başı dimdik duran Engizek dağı
Yaylasına çadır kuranlar vardı..
Köylüler orakla ekin biçerdi
Yaz gelince yaylalara göçerdi
Aç mısın demeden sofra açardı
Misafire kıymet verenler vardı...
Deste çekilerek harman yapılır
Anadudla yaba omza atılır
İmece usulü keşik tutulur
Harmanı düvenle sürenler vardı..
Ateş yakılırdı tarla başında
Kavurga pişerdi ocak taşında
Mal malel yayardık çocuk yaşında
Azığı beline saranlar vardı...
İncirin sütüyle teleme çalıp
İnatçı merkeple yollarda kalıp
Nahırı güderken hayale dalıp
Şehiri düşünde görenler vardı.
Dere kenarından yarpuz toplardık
Yaşlıları ihmâl etmez yoklardık
Kışlık pendiri tulumda saklardık
Aman ne tipiler, boranlar vardı..
Bacım kazan kurup ateş yakardı
Bakır teşt içinde pırtı yıkardı
Onca çamaşırı elde sıkardı
Don yıkarken tokaç vuranlar vardı...
Anam ağ yün ile kirmen eğirir
Yüklüler tarlada çocuk doğurur
Kızlar on yaşında hamur yoğurur
Balta ile odun yaranlar vardı...
Söğütün dalından yapardık düdük
Camız yavrusunun adıydı boduk
Buğdaydan nohuttan pişirip hedik
Konuya komşuya verenler vardı...
Koruk terletmesi ne de datlıydı
Bir sülale vardı daim bitliydi
Evimizin önü urmu dutluydu
Çırpmak için yaygı serenler vardı...
Toprak idi damlar, kışın akardı
Eskiyen mertekler çürük kokardı
Odunu olmayan tezek yakardı
Vicdanına hesap soranlar vardı.
Ne uçak bilirdik, ne vapur, gemi
Gökkubbe altında sohbetin demi
Gurbete düşerdi gençlerin tümü
Acı acı öten trenler vardı...
Yalakda sulanır kuzu koyunlar
Güneşin altında yanık boyunlar,
Sinsin ateşinde nice oyunlar
Oynayıp halaya duranlar vardı
Gara lastik yoksa firez batardı
Güllerinde dertli bülbül öterdi
Yaz geldimi nohut , pakla yeterdi
Ömrünü tarlada verenler vardı
Şeleği sırtında çeker yükünü
Kışın herkes takar idi börkünü
Pinniğe bastırır tavuk gurkunu
Nice telef eden gıranlar vardı
Garip Nurgül köyün hasretin çeker
Gönül bahçesine özlemler eker
Uzaklara dalıp boynunu büker
Kalbinde matemli törenler vardı..
Nurgül KAYNAR YÜCE/ K.MARAŞ
KÖYODASI : Köylülerin toplantı yaptıkları, dışarıdan gelen misafirleri ağırladıkları, onların kalmaları için yaptıkları yer.
TOY: Düğün, dernek, şenlik
KEPEZ: Eskiden bir kız gelin olurken (beyaz gelinlik bilinmezdi o vakitler) giydiği yöresel kıyafetin üstüne başına renkli yazmalardan ( özellikle şifonlardan) ve tavuk, kuş tüylerinden fes üzerine süslenerek başa takılan ( gelin tacı yerine, duvak yerine geçen) şey
ÜZENGİLİK: Gelinin at ile geldiği zamanlarda, gelin oğlan evine geldiğinde ayağını üzengiden kaldırıp inmezdi. İnmek için kaynana ve kaynatadan hediye beklerdi. Bu hediyeler genelde tarla, inek, dana, koyun, bahçe olurdu. Bu hediyeye üzengilik denir
ANADUT: Ekin ve ot demetlerini arabaya yüklemeye veya harmanı aktarmaya yarayan uzun saplı, üç dişli, ahşap araç.
YABA: ağaçtan yapılmış, çatal biçiminde, harman savurmakta kullanılan bir tarım aracı.
KEŞİK: İmece usulü sırayla yapılan iş
DÜVEN: Harmanda ekinlerin sapı ve tanelerini ayırmak için kullanılan, önüne koşulan hayvanlarla çekilen, alt yüzünde keskin çakmak taşları dikine çakılı bulunan, kızak biçiminde araç
TELEME: çiğ süte incir sütü damlatılarak yapılan süt kestirmesi.
Tuzsuz ve yumuşak peynirle kaymak arası bir yiyecek
PIRTI: Çamaşır
TOKAÇ: çamaşır yıkarken, ıslak çamaşırlara vurulan, tahtadan kabaca yapılmış, yassı tokmak.
TEŞT: Bakırdan büyük, çamaşır ve hamur leğeni
BODUK: Camız ( manda) yavrusu
FİREZ: ekin biçildikten sonra toprakta kalan köklü sap ya da ekini biçilmiş durumdaki tarla.
ŞELEK: biçilip deste yapılarak sırtta harmana taşınan ekin yükü.
KAVURGA: Türklere özgü, tahıldan yapılan geleneksel ve yöresel bir kuru yemiş türüdür. Türkiye’de farklı yörelerde çeşitli tohumların da buğday tanelerine karıştırılarak kavrulması ile yapılmaktadır.
YAYGI: halı, kilim gibi, yere ya da döşeme üzerine serilen örtü.
MERTEK: Eskiden toprak damlarda şimdiki demirin görevini yapan, dam yapımında kullanılan, dört köşe ya da yuvarlak, uzun ve kalınca ağaç.
YALAK: hayvanların su içtikleri taştan ya da ağaçtan oyma kap.
SİNSİN OYUNU : Eski Türk geleneklerinden, düğün dernek ve toylarda ateş yakıp etrafında oynanan oyun, halay yada ateşin etrafında güreş tutmak gibi oyunlar
PAKLA: Fasulye ve fasulyegiller
BÖRK: eski zamanlarda giyilen, genellikle hayvan postundan yapılmış başlık.
PİNNİK: Tavuk kümesi
GURK: Tavukların civciv çıkarmak için yumurtaların üzerine yatmaları
GIRAN: Salın ve ölümcül, bulaşıcı hastalık
TELEF:Ölmek, ziyan olmak, yok olmak
KİRMEN: Elde yün, pamuk eğirmeye yarayan, tahtadan yapılmış bir tür iğ.
5.0
100% (13)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.